|
YaÅŸadığımız toplumsal sistemde kadın denince akla genel olarak mutfak, yatak odası ve çocuk gelir. Politikanın erkeklerin, çok parası olan, aÄŸzı laf yapabilen ve okumuÅŸ insanların iÅŸi olduÄŸu düÅŸünülür. Yoksullar ve kadınlar ancak ekmek derdindedir. Politikayla olan ilgileri ise kadın günlerinde, evde, toplantılarda yada düzen partilerinden birini desteklerken, kocası, babası kime oy verdiyse ya da onun tarafları olma düzeyindedir.
Ayrıca günlük dilde politika denince akla ilk gelen göz boyamak, gercekleri laf kalabalığı ya da diplomatca gözlemek, yalancılık, dolandırıcılık, üç kağıtcılıktır. Hatta karşıdakinin olumsuzluÄŸunu eleÅŸtirmek için “politika yapma” diye uyarılarda bulunmazmıyız. Oysa bu cehaltten, bu altatılmışlıktan, bu atılıktan, bu dağınıklık ve güçsüzlükten kurtulmak için bizler mutlak ve mutlak olarak politika yapmalı, politik bir insan olmalıyız. Yani politika en çokta biz ezilenlerin ezilenleri biz kadınlara gereklidir.
“İnsan politik hayvandır” denir. Bu bizleri hayvanlarda ayıran yani düÅŸünme özellimizin politik kimliÄŸimiz olduÄŸunu vurgulamak için söylenmiÅŸtir. Politik olmak yada politikaya ilgi duymak yaÅŸamın, yaÅŸamımızın kendisine karşı ilgi duymaktır. Neden, nasıl, niçin sorularına yanıt bulmaktır. Üretim ve paylaşımdaki yerimizi yani üretim iliÅŸkilerini kavramaktır. Ülkemizde ya da dünyada yaÅŸanan tüm olaylar hakkında bilgi sahibi olmak, gücümüz oranında müdahale etmek demektir.
YaÅŸamımıza yön veren olgular politik kararlardır. Attığımız her adımda, içtiÄŸimiz bir bardak suda bile politikanın izleri vardır. YaÅŸamda alınan her karar politiktir. Burjuvazi aldığı politik kararlar ile yaÅŸamımıza müdahale ediyor. Her türlü baskı, zulüm ve yasağın ya da her türlü hak, hukuk ve talebin arkasında politika yatıyor. Hücrelerimize kadar sinmiÅŸ olan bu olguya karşı ilgisiz kalmak, insanın kendine, çevresine ve tüm inanlığa olan ilgisizliktir ve bu ilgisizlik bizlerin insan olma kimliÄŸimizle baÄŸdaÅŸmaz.
Burjuvazi yalan, dolan üç kağıtcılıkla politika yapar. Bu çirkin ve insanlık dışıdır. Ama bizler farklı anlayış ve farklı yöntemlerle politika yaparız. Bizim yaptığımız devrimci, emekten yana, dürüst ve en önemlisi doÄŸurgan olma özelliÄŸimizden dolayı insanca bir politikadır.
Politik olmak bizleri yaÅŸadığımız olaylara yabancılaÅŸmaktan alıkoyacak, insan kimliÄŸimizi kazanmamıza yardımcı olacaktır. EÄŸer bizler; bizleri çevreleyen koÅŸulların ya da yaÅŸadıklarımızın nedenini, niçini bilmiyor ve bunları sorgulamıyorsak baÅŸta bizim hatamızdır. Bizler bilmekle kalmamalı aynı zamanda deÄŸiÅŸtirmeden yana da tavır almalıyız. Sömürücü sınıflar iÅŸçi ve emekçi yığınlar için politika yapma özgürlüÄŸünün sınırını kendi kurdukları partilerin kuyruÄŸuna takılmak, seçimden seçime bu partilere oy vermek, desteklemek olarak çiziyorlar. Ülkeyi yönetmek, toplumsal yaÅŸamı düzenlemek, yasaları yapmak, yaratılan deÄŸerlerin toplumsal bölüÅŸümü ve yönlendirmesini saÄŸlamak, bizim adımıza karar vermek için bizden utunamadan oy istiyorlar. Üstelik henüz hiç bir düzen partisinde bize pozitif ayrımcalık uygulanmamış yani kadın kotası ayrılmamıştır.
Politika egemen sınıfların ayrıcalığı olarak kalmaktadır. Egemenler; kendi sınıflarına, kendi kaderine sahip çıkmak isteyen geniÅŸ yığınların karşısına ise; ordusuyla polisiyle yasalarıyla dikilirler. İşçi ve emekçi kadınların karşısına dikilen engeller ise yalnızca bununla sınırlı kalmaz. Toplumsal deÄŸer yargıları attığı her attığımız adımda bize pranga, vurmaya çalışırken, eÄŸitim sorunları, çocuk bakmı, ev iÅŸleri, erkek egemen baskı biz kadınların önüne dikilen en önemli engellerdir. Yüzyılların gerici deÄŸer yargıları bize biçilen roller yeteneklerimizi köreltmiÅŸ. Bizi hem politik konulara yabancılaÅŸtırmış ve kapalı kapılar arasına hapsedmiÅŸ ve edilgenleÅŸtirmiÅŸtir.
Geleneksel baskılarda buna yardım etmektedir. ÇocukluÄŸumuzdan itibaren “sen kızsın konuÅŸma” “elinin hamuruyla erkek iÅŸine karışma” “kadınlar ev iÅŸleriyle uÄŸraÅŸmalı ülkeyi yönetmeyi erkeklere bırakmalı” vb. Anlayışlarıyla kiÅŸiliklerimiz ÅŸekillendirilmeye çalışılmamışmıdır. Öyleki bu anlayış sadece babamız, kocamız, aÄŸabeyimiz tarafından deÄŸil hem cinslerimiz tarafından ayni analarımız tarafındanda içselleÅŸmemiÅŸmidir. Bu toplumsal kiÅŸiliÄŸi deÄŸiÅŸtirmeden insan olma yolunda adım atamayacağımız açık seçik ortadadır.
Akla ÅŸu soru gelebilir. On milyonlarca kadın ve erkek iÅŸçi ve emekçi; her ÅŸeyi, bütün hayatı yaratanlar nasıl olurda bir avuç sömürücü komprador burjuva ve toprak aÄŸası sınıfı tarafında yönetilebilir? Bu akla aykırı, saçma ve aldatıcı deÄŸilmidir? Elbette akla ve insanlığa aykırıdır. Ama onlar üretim araçları ve devlet yönetimi ellerinde olduÄŸu için bunu yapabilmektedirler. Bunun son bulması ise ancak üretenlerin yöneten olmasıyla mümkün olcaktır.
Kadın sosyal yaÅŸama katılmadığı müttetce hiç bir gercek özgürlük güvenceye baÄŸlanamaz. Sosyalist toplumun gerçek kuruluÅŸu kadının hak eÅŸitliÄŸini salt yasalar karşısında deÄŸil yaÅŸamda da saÄŸladığı zaman mümkün olacaktır.
Kadınsız devrim olmaz, kadın devrim yapmadan kurtulmaz!...
Åžan olsun komünist önderlerimize ÅŸan olsun Clara Zetkin’e, Barbara Anna Kistler, Meral Yakar’a, Nergiz Gülmez’e, komutan Yıldız Çiçek, Sebahat KarataÅŸ ve 2 Åžubatta ÅŸehit düÅŸen 5 Kızıl karanfilimiz Sefa Gül Keskin, NurÅŸen Aslan, Gülüzar Öskan, Fatma Acar ve Derya Arasa
KurtuluÅŸ Yok Tek Başına, Ya Hep Beraber Ya Hiç Birimiz!...
Zeynep AYDIN Paris
 |