Pir Sultan
NazımHikmet
Salı, 31 Mart 2009 17:58
Pir Sultan halkın büyük bir sevgi ve saygıyla andığı seçkin şairlerdendir. Sanatı ve kişiliği gibi yaşamı da halkın ağzında efsaneleşmiş, birtakım destansı övgeler (menkıbeler) ile söylentilerin (rivayetlerin) oluşmasına yol açmıştır. Daha sonra bunlar kimi yazarlarca derlenmiş ya da işlenmiştir.[1]

Onlara bakılırsa, Pir Sultan’ın yaşamı şöyledir:

Pir Sultan’ın öz adı Haydar’mış. Sivas’ın Banaz Köyü’nde doğmuş. Soyu Yemenliymiş. Hazreti Ali’nin torunlarından İman Zeyn-el-Abidin’e kadar uzanıyormuş.

Evinin önünde büyük bir söğüt [2] ağacı varmış. Altında değirmen taşı gibi ortası delik kocaman bir taş dururmuş. Bu taşı Pir Sultan, sopasının ucuna takarak Horasan’dan getirmiş. Taşın üstüne oturur, yakınlarıyla sohbet edermiş.

Haydar yedi yaşına geldiğinde kırda babasının koyunlarını otlatmaya başlamış. Bir gün Yıldız Dağı’nda sürüyü güderken uyuyakalmış. Düşünde ak sakallı bir ihtiyar görmüş. Bir elinde dolu, ötekinde elma tutuyormuş. Haydar ilkin doluyu içmiş, ardından elmaya uzanmış. İhtiyarın avucuna bakmış, parıldayan yeşil bir ben varmış. Karşısındakinin Hacı Bektaş Veli olduğunu anlamış, hemen sarılıp elini öpmüş. Hacı Bektaş O’na «Pir Sultan» adını vermiş, ününün dört bir yana yayılmasını, sazının üstüne saz, sözünün üstüne söz gelmemesini, Âl’ü evlâdın hakkını alması için çalışmasını dilemiş. «Tanrı yardımcın olsun!» demiş. Sonra gözden silinmiş.

Uyanınca, Haydar’ın can gözü açılmış. Pir Sultan adıyla saz çalıp söylemeye başlamış. Pir’i için şu demeyi söylemiş:

Arzuladım size geldim
Hünkâr Hacı Bektaş Veli
Eşiğine yüzüm sürdüm
Hünkâr Hacı Bektaş Veli
Pir elinden dolu içtim
Doğdum elinize düştüm
Ak cenneti gördüm geçtim
Hünkâr Hacı Bektaş Veli
Güvercin donunda duran
Cümle eksikler bitiren
Beş Taşı şahit getiren
Hünkâr Hacı Bektaş Veli
Kırk Budak’ta şem’a yanar
Dolusun içenler kanar
Âşıkların semâ döner
Hünkâr Hacı Bektaş Veli
Bahçende gördüm gülünü
Erenler sürsün demini
İmam Rıza’nın torunu
Hünkâr Hacı Bektaş Veli
Balım Sultan er köçeği
Keser kılına bıçağı
Cümle erenler gerçeği
Hünkâr Hacı Bektaş Veli
Pir Sultan’ım gerçek veli
Erenlerden çekmem eli
On İki İmam’ın yolu
Hünkâr Hacı Bektaş Veli
Pir Sultan’ın ünü gitgide her yana yayılmış. Kendi erenlerin arasına karışmış. Sayılan, sevilen bir pir olmuş. Her Cuma, canlar bölük bölük gelirler, el bağlayıp dara dururlar, ondan nasip alırlarmış. Kapısında koçlar tığlanır, açlar doyar, çıplaklar giyinip giderlermiş...

*

Hızır Paşa Sivas’la Hafik arasında bulunan Sofular Köyü’ndenmiş. Pir Sultan’ın adını duymuş, Banaz’a gelmiş, ondan nasip almış. İlkin onun azabı, sonra da müridi olmuş. Yedi yıl kapısında hizmet görmüş. Edep erkân öğrenmiş. Bir gün demiş ki:

- Pirim, bana himmet edin de bir makama geçeyim, büyük adam olayım.

Pir Sultan elini başına koymuş, düşünmüş, demiş ki:

- Hızır, ben sana ruhsat veririm, dua ederim, gider büyük adam olursun, paşa, vezir olursun, ama sonra da gelip beni asarsın!

Hızır izin alıp İstanbul’a gitmiş. Padişahın sarayına girmiş. Pir Sultan’ın himmetiyle ilerlemiş, paşa olmuş. Sıvas valiliğine verilmiş. Fakat gitgide düşkün olup ikrarını unutmuş. Fakir fukaraya zulmetmeye, haram yemeye başlamış. Namus gözetmez, hak aramaz olmuş.

Hızır Paşa’nın iki kadısı varmış. Birinin adı Kara Kadı, öbürünün adı Sarı Kadı imiş. Rüşvet yer, haksızı haklı çıkarırlarmış. Çok canlar yakmış, ocaklar söndürmüşler.

Pir Sultan’ın da iki köpeği varmış. Birinin adını Kara Kadı, öbürünün adını Sarı Kadı koymuş. Onlara «Gel Kara Kadı, Git Kara Kadı!» diye seslenirmiş.

Pir Sultan’ın düşmanlarından biri bunu duymuş. Hemen koşup kadılara haber vermiş. Kadılar küplere binmişler. Adamlarını gönderip Pir Sultan’ı kolları bağlı getirtmişler. Yargılamaya başlamışlar. Pir Sultan:

- Tanrı’nın bildiğini kuldan ne saklayayım, evet, köpeklerime sizin adlarınızı koydum, demiş; ama onlar sizden iyidir, siz haram yersiniz, onlar yemez.

Kadılar:

- Nerden biliyorsun? diye sormuşlar.

Pir Sultan:

- İsterseniz deneyelim, demiş.

Bunun üzerine, kentin hacılarıyla hocaları gizlice bir kap haram, bir kap helâl yemek hazırlamışlar, işaretleyerek kadıların önüne koymuşlar. Kara Kadı ile Sarı Kadı oturup haram yemeği yemişler. Hacılarla hocalar bunu gözleriyle görmüşler. Sonra köpekler getirilmiş. Önlerine yine bir kap haram, bir kap helâl yemek konulmuş. Hayvanlar kapları koklamış, helâl yemeği yemeye girişmişler. Böylece, hacılarla hocalar kadıların haram yediğini öğrenmişler. «İyi köpek, kötü kadıdan efdâldir» demişler. Pir Sultan kalkmış, köpeklerin gözlerinden öpmüş. Almış sazı eline, aşağıdaki demeyi söylemiş:

Koca başlı koca kadı
Sende hiç din iman var mı
Haramı helâli yedi
Sende hiç din iman var mı
Fetva verir yalan yulan
Domuz gibi dağı dolan
Sırtına vururum palan
Senin gibi hayvan var mı
İman eder amel etmez
Hakk’ın buyruğuna gitmez
Kadılar yaş yere yatmaz
Hiç böyle kör şeytan var mı
Pir Sultan’ım zatlarımız
Gerçektir şöhretlerimiz
Haram yemez itlerimiz
Bu sözümde yalan var mı
Kadılar bu sözleri duyunca başlarını yere eğmişler. Kimsenin yüzüne bakamaz olmuşlar. Pir Sultan’ı salıvermişler.

*

Gel zaman git zaman, günlerden bir gün, Hızır Paşa, Kara kaşlı Kör Müftü’ye bir fetva yazdırmış: «Şah’ın adını anmak yasaktır. Kim onun adını ağzına alırsa, dili kesilip öldürülecektir.»

Fetva alanlarda okunmuş. Kimse İran Şahı’nın adını açıktan anamaz olmuş. Pir Sultan, eski müridinin ettiğini duyunca üzülmüş, kızmış. Fetvaya uymamış. Her gittiği yerde inadına Şah’ı övmüş, Hızır Paşa’yı yermiş:

Fetva vermiş koca başlı Kör Müftü
Şah diyenin dilin keseyim deyü
Satır yaptırmış Allah’ın laneti
Ali’yi seveni keseyim deyü
Şer kulların örükünü uzatmış
Müminlerin baharını güz etmiş
On İkiler bir arada söz etmiş
Âşıkların yayın yasayım deyü
Hakk’ı seven âşık geçmez mi candan
Korkarım Allah’tan korkum yok senden
Ferman almış Hıdır Paşa Sultan’dan
Pir Sultan Abdal’ı asayım deyü


Münafıklar varıp bunu Hızır Paşa’ya iletmişler. Hızır Paşa ha­ber salıp Pir Sultan’ı çağırtmış. Pir Sultan, Hızır Paşa’nın katına çıkmış, Hızır Paşa ayağa kalkmış, eski pirine saygı göstermiş, izzet­te ikramda bulunmuş, önüne türlü çeşit yemekler koydurtmuş. Fa­kat Pir Sultan hiçbirine elini sürmemiş. Paşa merak edip nedenini sormuş. Pir Sultan:

- Sen düşkünün birisin, yoldan çıktın, haram yedin, yetimle­rin ahını aldın. Bu haram yemekleri, değil ben, köpeklerim bile ye­mez, demiş. Pencereden seslenip köpeklerini çağırmış. Tâ Banaz’dan hayvanlar koşarak gelmişler. Yemekleri onlar da yememişler.

Buna içerleyen Hızır Paşa, Pir Sultan’ı Sivas’taki Toprak Ka­le’ye hapsettirmiş. Fakat içi de rahat etmemiş. Eski pirine kıyama­mış, bir süre sonra onu huzuruna getirtmiş. İçinde Şah’ın adı geç­meyen üç şiir söylerse, kendisini bağışlayacağını bildirmiş. Sazını eline vermiş. Pir Sultan birinci demeyi söylemiş:

Hıdır Paşa bizi berdâr etmeden
Açılın kapılar Şah’a gidelim
Siyaset günleri gelip yetmeden
Açılın kapılar Şah’a gidelim
Gönül çıkmak ister Şah’ın köşküne
Can boyanmak ister Ali müşküne
Pirim Ali On’ki İmam aşkına
Açılın kapılar Şah’a gidelim
Her nereye gitsem yolum dumandır
Bizi böyle kılan and ü amandır
Zincir boynum sıktı halim yamandır
Açılın kapılar Şah’a gidelim
Yaz selleri gibi akar çağlarım
Hançer aldım ciğerciğim dağlarım
Garip kaldım şu arada ağlarım
Açılın kapılar Şah’a gidelim
Ilgıt ılgıt eser seher yelleri
Yâre selâm eylen Urum erleri
Bize peyik geldi Şah bülbülleri
Açılın kapılar Şah’a gidelim
Biz taze sevgidir yeni beğendim
Anam atam yoktur vere öğüdüm
Kıyman beyler kıyman ben genç yiğidim
Açılın kapılar Şah’a gidelim
Pir Sultan’ım eydür mürvetli Şah’ım
Yaram baş verdi sızlar ciğergâhım
Arşa direk direk olmuştur ahım
Açılın kapılar Şah’a gidelim
Şiiri dinleyen Hızır Paşa kızmış, Pir Sultan’ı uyarmış:

- Pirim, yanlış tezene vuruyorsun, dikkat eyle, iki adımın kal­dı, ayağını denk al!

Pir Sultan aldırmamış. İkinci, üçüncü demelerinde de yine Şah’ın adını anmış. Çevresindekiler şaşkınlıkla Hızır Paşa’ya bak­mışlar. «Bir Kızılbaş parçası seni dinlemedi, yazık olsun senin paşa­lığına!» demişler.

Hızır Paşa’nın tepesi atmış. Öfkeli bir sesle adamlarına bağır­mış:

- Günah benden gitti, atın şuhu içeriye! Yarın sabah asarsı­nız!

Pir Sultan yeniden zindana tıkılmış. Bütün gece Şah yoluna dua etmiş. Tanrı’ya yalvarıp yakarmış. Sabahleyin, kuşluk vakti Hı­zır Paşa’nın adamları gelmişler. Onu alıp Keçibulan’a götürmüşler. Alana bir darağacı kurmuşlar.

Pir Sultan, asılmaya giderken bir deme söylemiş, çoluk çocu­ğundan yas tutmamasını dilemiş:



Bize de Banaz’da Pir Sultan derler
Bizi kem kişi de bellemesinler
Paşa huddamına tenbih eylesin
Kolum çekip elim bağlamasınlar


Hüseyn Gazi binse gelse atına
Dayanılmaz çarh-ı felek zâtına
Benden selâm olsun ev külfetine
Çıkıp ele karşı ağlamasınlar


Ala gözlüm zülfün kelep eylesin
Döksün mah yüzüne nikap eylesin
Ali Baba Hak’tan dilek dilesin
Bizi dâr dibinde eğlemesinler


Eğer Ali Baba söze uyarsa
Ferman büyük yerden beyler kıyarsa
Ala gözlü yavrularım duyarsa
Al’ın çözüp kara bağlamasınlar


Surrum işlemedi kaddim büküldü
Beyaz vücudumun bendi söküldü
Önüm sıra Kırklar Şah’a çekildi
Daha beyler bizi dillemesinler


Pir Sultan Abdal’ım coşkun akarım
Akar akar dost yoluna bakarım
Pirim aldım seyrangâha çıkarım
Yıldızdağı seni yaylamasınlar


Pir Sultan asılırken taşlansın diye Hızır Paşa’dan buyruk çıkmış. Taşlamayanlar cezalandırılacakmış. Bu yüzden herkes eline bir taş alıp atmış. Fakat taşların hiçbiri Pir Sultan’a dokunmuyormuş. Musahibi, tarikat arkadaşı Ali Baba da oradaymış. Taş atma­ya bir türlü eli varmıyormuş. Bir gülü gizlice ona doğru fırlatmış. Pir Sultan onu görmüş, pek üzülmüş. Şu demeyi söylemiş:

Şu kanlı zâlimin ettiği işler
Garip bülbül gibi zâreler beni
Yağmur gibi yağar başıma taşlar
Dostun bir fiskesi pareler beni


Dar günümde dost düşmanım bell’oldu
On derdim var ise şimdi ell’oldu
Ecel fermanı boynuma takıldı
Gerek asa gerek vuralar beni


Pir Sultan Abdal’ım can göğe ağmaz
Hak’tan emrolmazsa irahmet yağmaz
Şu ellerin taşı hiç bana değmez
İlle dostun gülü yaralar beni


Pir Sultan bunu söyleyince, «Bu adam hâlâ dilini tutmaz!» demişler, ipi boynuna geçirmişler.

Kalabalık çekildikten sonra Ali Baba, Pir Sultan’ın yanına var­mış, ayaklarına yüz sürüp ağlamış. Gözlerinden kanlı yaşlar akıt­mış.

Banaz’a kara haber ulaşınca hane halkı ile konu komşu, talipler ile rehberler yüzlerini yerlere sürüp ağlamışlar. Kızı Sanem saçı­nı başını yolmuş. Sazı eline alıp şu ağıtı yakmış:



Dün gece seyrimde coştuydu dağlar
Seyrim ağlar ağlar Pir Sultan deyü
Gündüz hayalimde gece düşümde
Düş de ağlar ağlar Pir Sultan deyü


Uzundu usuldu dedemin boyu
Yıldız’dır yaylası Banaz’dır köyü
Yaz bahar ayında bulanır suyu
Çaylar ağlar ağlar Pir Sultan deyü


Pir Sultan kızıydım ben de Banaz’da
Kanlı yaş akıttım baharda yazda
Koç babamı kurban verdim Sıvas’da
Darağacı ağlar Pir Sultan deyü


Kemendimi attım dara dolaştı
Kâfirlerin eli kana bulaştı
Koyun geldi kuzuları meleşti
Koçlar ağlar ağlar Pir Sultan deyü


Pir Sultan Abdal’lım yücedir şanın
Kudretten çekilmiş bir senin hunun
Hakk’a teslim ettin ol şirin canın
Dostlar ağlar ağlar Pir Sultan deyü


(Bir söylentiye göre) Pir Sultan darağacında iken Hak tarafın­dan kendisine bir köpek gönderilmiş. Köpek gelip tam altında dur­muş. Pir Sultan onun üstüne basarak ipini çözmüş, yerine köpeği bağlamış. Sabahleyin kalkanlar bakmışlar ki darağacında Pir Sultan’ın yerinde bir köpek asılı duruyor...

(Bir başka söylentiye göre de) Asılışının ertesi günü halk kah­vede toplanmış konuşuyormuş. İçlerinden biri demiş ki:

- Duydunuz mu? Bu gece Hazır Paşa, Pir Sultan’ı astırmış...

Bir başkası hemen karşı çıkmış ona:

- Olamaz! Ben onu sabahleyin Koçhisar yolunda, Seyfebeli’nde gördüm.

İkincisi:

- Senin yanlışın var, demiş, ben onu gün ışırken Malatya yo­lunda Kardeşler Gediği’nde gördüm.

Üçüncüsü:

Yeni Han yolunda, Şahna Gediği’nde gördüm.

Dördüncüsü: Ben Tavra Boğazı’nda gördüm...

Dinleyenler şaşırmış. Kalkıp birlikte darağacının bulunduğu ye­re gitmişler. Bakmışlar ki darağacında Pir Sultan’ın hırkası asılı, kendisi ortada yok.

Meğer Pir Sultan darağacından inip yola düzülmüş. Bunu du­yan kasaslar ardına düşmüşler, onu yakalamak isterlermiş. Fakat yetişememişler. Pir Sultan çabucak Kızılırmak Köprüsü’nün öte ba­şına geçmiş. Kasasların yaklaştığını görünce:

- Eğil köprü, eğil! demiş.

Köprü eğilip suya batmış. Kasaslar karşı yakada şaşakalmışlar, Pir Sultan’ın kerametli bir kişi olduğunu anlayıp geri dönmüşler.

Pir Sultan, Şah’a gitmek için İran yolunu tutmuş. Adını «Kanberoğlu» diye değiştirmiş. Yolda İstanbul’dan gelen bir musahiple karşılaşmış. Musahip ona kim olduğunu sormuş. Pir Sultan da kendini tanıtmış, ama adamı inandıramamış. Çünkü musahip, Pir Sultan’ın asıldığını duymuş; bu yüzden Sivas’ta ateşlerin yanmadığı, ka­zanların kaynamadığı söyleniyormuş. Musahip: «Sen Pir Sultan isen bana bir nefes oku!» demiş. Pir Sultan birkaç nefes okumuş. En sonunda da, eğer Hızır Paşa, asılı köpeğin dübüründen üfürürse ateşlerin yanacağını açıklamış.

Sivas’a varan musahip duyduklarını gidip Hızır Paşa’ya anlat­mış. Paşa, köpeği darağacından indirip dübüründen üfürmüş. Birin­ci üfleyişte köpek dile gelmiş: «Pir Sultan» diye bağırmış. İkinci üfürüşte «Can Sultan», üçüncü üfürüşte «Yan Sultan» deyince bütün ateşler yanmış...

Pir Sultan gide gide Horasan’a varmış. Şah’ın katma çıkmış. «Neye geldin Urum Sofusu?» diye sormuşlar. O da almış sazı eline, şu karşılığı vermiş:

Zahir bâtın On’ki İmam aşkına
Aman Şah’ım mürüvvet deyü geldim
Pirim nazar eyle şu ben düşküne
Aman Şah’ım mürüvvet deyü geldim


Bakmaz mısın cesedimin nârın
Elim ermez oldu cihan kârına
Yüzüm yerde geldim durdum darına
Aman Şah’ım mürüvvet deyü geldim


Hacı Bektaş oğlun günahkâr gördüm
Aradım isyanı özümde buldum
Yüzümün karasın elime aldım
Aman Şah’ım mürüvvet deyü geldim


Erenler yolundan bir taş kaldırdım
Gönül bahçesinde gülün soldurdum
Bugün eksikliğim nefsi öldürdüm
Aman Şah’ım mürüvvet deyü geldim


Pir Sultan’ım eydür karşımda durma
Gidip münkirlere yol erkân kurma
Alnımın karasın yüzüme vurma
Aman Şah’ım mürüvvet deyü geldim


Pir Sultan, az sonra Horasan’dan ayrılıp Erdebil’e gitmiş. Erdebil’de ölmüş. Oraya gömülmüş.
 
renginzreklam

Sohbet

Son Mesaj: 1 ay, 2 hafta once
  • sebahattin27 : Mrb arkadaşlar herkesi radyo sogucak a bekleriz
  • beko : arkadaslar hic mesaj yazmıyorsunuz eksiklerimizi veya begendiklerinizi bize yazınki hatalarmızı düzetek
  • NazımHikmet : Soğucak Köyünden Dünya"ya Acılan Pencere
  • beko : arkadaslar sitemiz gene sogucaknet olacak ve radyo 09.01.2011 acılıyor tüm dostları bekliyoruz bir iki güzel eser dinlemek icin ve hoş sohbet icin bekliyoruz sizlerii tammmm geliniz bak türküde söylerim ha )))))
  • kimsesizgolg : sevgili kamil balta yaptıkların ıcın koyumuz olarak tesekkur ederızde nıye ımalı olarak 100 tl verıp aldım yazmıssın yapmıssan koyune bır yardım yapmıssın para konusunu neden acıyorsun ayipp yanii hiç hoş degill
  • Erenay : Radyo Sogucak 01 Eylül Saat 15 de tekrar yayina baslayacak. Tüm canlari bekleriz....
  • beko : bakıslı genclerden yönetmeci arıyouz yapmak istiyen varsa bize ulasın
  • kamil balta : değerli canlar soğucak köyü mezarlığındaki çitiller geçen yağan kar dan dolayı yereyatmışlardı bende onlara destek vermek için 100 tl verip direk aldım ve köyde ki çitilleri destekledim ama bundan sonra da haftada bir rutin olarak sulanması gerekli bunun için desteklerinizi bekliyoruz saygı ve sevgilerimle
  • kamil balta : değerli canlar mezarlıklara yaptığınız yeşillendirme den dolayı hepinize sonsuz teşekkürler
  • hacikus : agac dikiminde emegi gecen herkese ben kendi adima cok cok teskur ederim umarim emekleriniz bosa gitmez

Sadece Uyeler yazabilir!

Anket

Sitemizi Nasıl Buluyorsunuz?
 

Duyurular

Stop
Play

Son Resimler

hasan dede türbesi
English French German Turkish

Radyo Dinle

radyo soğucak dinle soğucak facebook grubumuz

Destekleyenlerimiz

Soğucak Köyü Reklam

Ziyaret

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün929
mod_vvisit_counterDün2913
mod_vvisit_counterBu Hafta929
mod_vvisit_counterGeçen Hafta24600
mod_vvisit_counterBu Ay18418
mod_vvisit_counterGeçen Ay112905
mod_vvisit_counterToplam578054

Yol Tv Online İzle

Elbistan Yerel Haber