|
Bir Emekçi Bir Baba Bir Dede Bir Köylü Bir Muhtar
1935’te Elbistanın SoÄŸucak köyünde, İbiÅŸ ile Leylanın çocuÄŸu olarak dünyaya geldi.
Kardesleri, anne-babası ve dedesi Kalender ile nenesi Hüsne hep birlikte günümüzde Hüseyin Çakal’ın bahçesi olan yerde 3 odalı bir evde kalıyorlardı. Babasi İbiÅŸ 15 sene kadar çobanlık yaptı daha sonrada ölene kadar çiftçilikle uÄŸraşıyordu. 1960 da ÅŸuanki yeni evlerinin yanında olan topraktan evi inÅŸa ettiler, Daha sonra 1976 da betondan yeni evlerini yaptılar ve o günden beri eski toprak evlerini ahır olarak kullandılar.
Åžuana kıyasla insanlar eskiden daha fakirdi, kıtlık ve yoksulluk hat safadaydı. İnsanlar çiftçilik ve malcılık yaparak ekmeklerini kazanıyor bütün aile hep beraber çalışıyordu. Köydeki ilk okul Nasır Özdemir’in çocukluk zamanında açılmış. Åžuan harabe olan bu okul Mısti DevriÅŸ ile Nasır Özdemir’in evlerinin arasında bulunuyor.
1955 te askere giden Özdemir, 30 ay askerlik yaptı. 4 ay Adapazarinda eğitim ve daha sonra 26 ay Mardinin Cizre ilçesinde süvari birliğinde askerlik yaptı. Askerliği sırasında süvari birliğinde olduğu için, bir çok ata baktı ve arkadaşlarına göre daha iyi onları kontrol edebiliyordu. Bu sıralarda birçok askerin ölümünüde gördü. O zaman ülke fakir olduğu icin vasıtalar pek yoktu. Birçok at Amerikadan getiriliyordu ve bu atların coğu deli ve hırçındı. Kendisinin anlattigina göre birçok asker tecrübesizliğinin ve şanssızlığının kurbanı olarak ya at tarafından tekmelenerek yada sürüklenerek ölmüş. Devlet fakir olduğu için atlar bu cinayetlerden sonra vurulmuyormuş çünkü yenisini almak gerekebilirmiş.
1954 senesinde Rıza ve Yeter Tercan’in kızlı Güley ile evlendi. Ve altı çocukları oldu. Hasan (1959), Fatma (1963), Halil (1964), Fadime(1966), Hatice (1969), Ali Rıza (1971).
1968 de Maraştan 195 kişilik bir kafile ile Almanyanin İs ve İşçi bulma kurumuna, İstanbula gitti. 13 gün İstanbulda her türlü muaneden geçtiler. 2 kişi cürük çıktı ve geri gönderildi. Özdemir geriye kalan 193 kişinin içinde 08-10-1968 de trenle Türkiye-Yunanistan-Bulgaristan-Yugoslavya-Avusturya üzerinden Almanyanın Münich şehrine ayak bastı. Türk işçilerin adları şirketler arasında paylaşılmıştı ve her biri farklı bölgelere gönderildi.
Özdemir tek başına bir şirkete gönderildi burada kendisiyle beraber öteki milletlerden 5 işçi daha vardı. Kimse Almanca veya birbirlerinin dilini bilmiyordu bu yüzden yemeklerde ezik bir şekilde konuşmadan, vatan hasretiyle bu işçiler ağır ağır ve sessizce yemeklerini yerlerdi.
Bir defasında süpermarkete giden bu kafile tavuk alabilmek için tavuğun resmini kağıda çizip öyle anlatabildiler ne istediklerini. Dilleri olmayında çok zorluk çektiler. Aynı sistemle peynirde aldılar ama peynir istedikleri gibi çıkmadı. Çok kokuyordu, farklı bir peynirdi.
Almanyadaki ilk 2 sene Frankfurtta İnşaatta çalişan Özdemir, daha sonra 13 sene Köln şehrinde Alman Demir Yollarında çalıstı. Eşi ancak kendisi 8 sene Almanyada çalıştıktan sonra yanına gelebildi. Fakat Özdemir vatan ve aile hasretine dayanamadığı için her sene bir kaç aylığına köye tatile gelirdi.
Ağır işlerde çalışmaları Alman yiyecekleri ve havası birçok Türk işçiye iyi gelmemişti. Özdemir hem ağır işlerde çalışmanın verdiği rahatsızlıklarla hemde gençliğin verdiği bir düşüncesizlikle yaptığı bir davranış sonucu uzun yıllar hasta olacaktı.
Türk işçilerle bir prefabrik evde kalan Özdemir, birgün arkadaÅŸlarıyla evin içinde otururken, evin çok sıcak olması nedeniyle elinde tuttuÄŸu birayı diÅŸarıdaki karın içine koyar ki azıcık soÄŸusun. İçeride sıcaktan nerdeyse buhran geçiren Özdemir, birayı karın içinde unutur ve daha sonra hatırlayınca alır. Ve bu birayı içer, önce tabi hiçbirÅŸey hissetmez. Hala sıcak odanın içinde olduÄŸu için bira ona iyi gelir. Ama sabah uyandığında buz gibi biranın gercek yüzü ortaya çıkar. Özdemir ülser olur, midesi birayla piÅŸer ve senelerce bu hastalık onu halsiz bırakır. Mide hastalığı ve ailesel sorunlar yüzünden 1984 te kesin dönüş yapar Turkiye’ye.
1984 senesinde, nisan ayında Soğucak muhtarı seçilir ve 21 senedir hala aynı görevi sürdürmekte. Aynı dönemde hem bir birey olarak hemde resmi görevli biri olarak, Türkiyenin içinde bulunduğu sorunlarla başbaşadır. 1986 da 12 eylülün getirdiği sıkıyönetim kalkar. Muhtarın gösterdiği sağduyulu yaklaşım sayesinde, köyde siyasi sorunlar olmaz. Çok sakin geçer yasam başka yerlere kıyasla. Bu dönemde yeni tutuklanan olmamış köyde birkaç kişi hala tutukluymuş ve onlarda kısa dönem içinde serbest bırakılmış.
Köy nüfüsü bu dönemde çoktu ve kendiside çabucak görevine alıştı. 1985 döneminde köyde 185 talebe varmış ve 5 ögretmen kafi gelemiyormuş bu ögrencilere.
Bu sıralarda yavaş yavaş köyde göç başladı. Ülkenin ve köylünün yasadığı ekonomik güçlükler ve çocukları için yeni ve güzel bir gelecek hazırlama tutkusu köyden birçok aileyi ya Avrupaya yada Türkiyenin büyük şehirlerine göç ettirdi. Şuan köyde sadece 23 talebe ve 1 ögretmen var.
Özdemir kabilecilik ve tarafçılık hiçbir zaman yapmadı. Bütün insanlara aynı şekilde, davrandı ve hizmet adamı olarak çalıştı. Köyde kavgalara müsade etmezdi. Ve dargınları barıştırmaya çalısırdı hep. Onun bu özelliklerini köylüleride çok severdi ve 21 senedir onu görevinin başında tutuyorlar.
Özdemir’in hatırladıklarına göre, eskiden adetlerimiz ve örflerimiz daha iyi ve daha anlamlıydı. Düğünlerde 3 veya 4 gün davul çalar, uzaklardan insanlar gelir ve birbirlerinin evlerinde misafir kalırlardı. Åžuan gençler bu adetleri yaÅŸatamıyor ve köyde herkes kendine yeni bir gelecek hazirlamak uÄŸruna göç etmek istiyor. Köyün %90 emekli insanlardan oluÅŸuyor.
Eskiden TV ve radyo olmadığı için insanlar varlıklı insanların köy odalarında buluşur tartışır ve orda kültürlü insanları dinlermiş. Zaman geçtikçe dışa açılan insanlar oldu. Toprakların kıraçlığı, susuzluğu, çiftçiliğin zorluğu, modern dünyanın ihtiyaçları insanları göç etmeye zorladı.
1984 de kendisi muhtar seçildiÄŸinde köyde 1959 da Hemo Åžahin’in muhtarlığı döneminde yapılan Konye Mamon çeÅŸmesinden akan sudan baska birsey yoktu. Özdemir’in amcasıda olan Hemo döneminden önce SoÄŸucakta su yoktu ve insanlar ta Hüyücekten su getirirdi.
Özdemir senelerce bireysel olarak verdiği mücadele ile köye birçok hizmet getirtti. Önce 1985 de uzun bir uğrastan sonra köye elektrik getirtti, daha sonra telefon. 1994 te yine kendisinin öncülüğünü çektiği mücadele ile üç köyü bir araya getirtmeyi ve devletin bu üç köyü belediye yapmasına büyük katkıda bulundu.
Özdemirin bu dönemdeki en büyük hayali daha önceden kendisinin karar aldığı gibi belediye olmak. Ama Hüyücek ve Malap muhtarları o dönemde bu öneriye sıcak bakmamışlar ve fazla çaba göstermedikleri için ilk başvuruları devlet tarafından reddedilmiş. 1992 senesinde nüfüsü 2000 olan yerleşim yerleri belediye olmak için başvurabiliyordu. Tek başına bu nüfüsa sahip olamayan köyler, üçü birleşince 2509 kişi oldular.
Daha sonra üç köyde referendum yapıldı ve bu referandumda halkın büyük çoğunluğu belediye olmayı seçti (95%). Girişimleri devam ettiren Özdemir ikinci sefere muhtarlarında tam desteğiyle ikinci kere başvurdu ve bu sefer belediye olmalarına karar verildi. 1994 te belediye olan üç köyün sakinlerinin evlerine aynı sene telefon ve su getirildi.
Belediye birçok hizmet getirdi köylere. Çöpleri toplıyor, yolları asfaltlıyor ve köyün altyapı sorunlarıyla ilgileniyor.
Belediye seçimleri sırasında patlak veren kabilecilik, seçim kagva ve küskünlüklerinin artık unutulduğunu söyleyen Özdemir, insanların kabilecilik yapmasının yanlış olduğunu, kim daha iyi hizmet verirse insanların onu desteklemesinin daha iyi olduğunu düsünüyor.
Özdemir Almanya deneyiminden pişman değil. Birçok Avrupa ülkesini gezen Özdemir, Almanyanın toplumsal yan ve yasayış olarak daha iyi olduğunu ama iş imkanları ve ticaret anlamında İngilterenin daha fazla seçenek sunduğunu vurguluyor. 4 çocugu Avrupada olan Özdemir, aile ozleminin zor oldugunu soyluyor.
Şuan turist olarak İngilteredeki iki oğlunu ziyaret eden ve torununa (Erdal) röpörtaj veren Özdemir, İngilteredeki ticari kolaylıkların hiçbir yerde olmadığını vurguluyor. Almanyada insanların iş yeri sahibi olmasinin zor olduğunu ve çoğu insanın mecburen yabancı oldukları için, işyerlerini Almanların üzerine açtığını söylüyor.
Gençlerin şuanki durumundan mutlu olduğunu söyleyen Özdemir, şuan 65-70 civarında köyümüzde üniversiteli olduğunu ve insanların çocuklarını okutmak için büyük fedakarlıklar yaptığını savunuyor. Eski insanların çok ezildiğini söyleyen Özdemir, bir çamaşır yıkamanın bile insanlar için eskiden işkence gibi olduğunu anlatıyor.
Yaylaların güzelliğini ve insanların kaynaşmasınıda anlatan Özdemir, eskiden fakir köylülere insanların yardım ettiğini ve herkesin kardeş gibi olduğunu söylüyor.
Â
Gençlere mesajı:
Okuyun ve cahil insanların altında ezilmeyin. Kendi atalarınızın çektiği yokluğu ve sıkıntıyı çekmeyin. Elbette her okuyan hemen iş bulmaz. Fakat okuyan bir insanın birikimi sırf mesleki birikimden daha coktur. Bir dünyayı öğrenir. İnsanları sevin ve barış ve kardeşlik içinde yaşayın.
Ve söyleÅŸimize köyde espiri anlayışıyla adeta destan olan, benim büyük büyük dedem, yani Nasir Özdemir’in babası İbiÅŸ Özdemir (namidiÄŸer KelibiÅŸ) den komik ve düşündürücü bir fıkrayla son veriyorum.
Kelibiş birgün eşeğiyle diken toplamaya gitmiş ve eşeğe çok yük bağlamış. Eşeğin taşıyacağından çok fazla. Hayvan yokuşa gelince zorlanmaya baslamış, gücü yetmeyen eşek biraz yürüyor sonra arkadan gelen Kelibişe bakıyormuş. Eşek durmadan hem yürüyor hem arkasına bakıyormuş. Bunu gören Kelibiş
‘Karo, karo tu çımo mıda mezdaka, azida kam taro tu da ke kiro?’ demiÅŸ.
Yani eÅŸeÄŸe ‘durup durup niye bana bakıyorsun, sen o yükü benim içinmi taşıyon yoksa kendin için mi taşıyon? bak ben bile sana yardım ediyorum’ demiÅŸ.
Yazar: Erdal ÖZDEMİR (İngiltere)
Alıntı: www.tawdilo.com
Â
Â
Â
|