|
Hayli bir zamandır yazmadım...
Siyaset gündemi durgun görünüyor...
Kış mevsimin Kasım ayın ortalarında olduğumuz halde İlkbahar mevsimini yaşıyoruz adeta!..
Aslında yazılması gereken o kadar konu var ki; hep aynı kliÅŸe söylemleri tekrarlayıp duran ideolojik ve sınıf koÅŸullu ajitetörlükten öte, baÅŸka bir meziyeti olmayan emrivaki komservari kiÅŸiliklerin yüzünde yazma hevesim kaçıyor...
Bakıyorsun adam eski alışkanlığını bir türlü bırakmak istemiyor! Sanıyor ki,
kendisinin yazdıklarını kimse yazmıyor/yazamıyor...
Kollektif düÅŸünce ruhunu yansıtmaya çalışayım derken; farkında olmadan egemen sistemin deÄŸirmenine su taşıyor!...
Varsa geçmiÅŸ zamana iliÅŸkin anı yaÅŸantın ve tecrüben onu bizlerle paylaÅŸ!
Bakıyorsun öyle yapmıyor; neredeyse tüm enerjisini emrivaki bir biçimde gevezelik yaparak harcıyor...
Güya öÄŸüt veriyor havasına giriyorum derken, Temcit pilavı misali, aynı ÅŸeyleri ıstıp ıstıp ortaya sunarak farkından olmayarak insanlara gına getirerek bıktırıyor...
Özelliklede kendine Marksist’im diyenler; yerelden evrenselleÅŸme yöntemini es geçerek, ahlak ve politik toplumsal koÅŸulların bu aÅŸamasını gözardı ederek, sınıf gerçeÄŸini analiz etmektedirler...
Ancak, benim Kürt ve Alevi kimliklerimin sorunları yanı sıra birde emek sorunum var. Bu üç kimlik mücadelesini vermeye çalıştığımız güzergahta, yazıyoruz ve yazmak zorundayız...
ÖrneÄŸin; bir dönem sol bir hareketin öncülüÄŸünü yapmış olan Teslim TÖRE, “AH ÅžU KÜRTLÜK VE ALEVİLİK OLMASA!” baÅŸlıklı yazısında; “ Dünyanın neresinde, hangi nedenle olursa olsun, ezenle ezilen karşı karşıya ise, sosyalistler hiç tereddütsüz ezilenin yanında yer alırlar. Bu eÅŸyanın tabiatı gereÄŸi böyledir. Gerek Kürt gerekse Alevi sorununda tereddütsüz ÅŸekilde, Alevilerin ve kendi kaderini tayın hakkı için mücadele eden Kürt halkının yanında yer almayan sosyalistlerin, sosyalistlikleri, ÅŸeytana kulluk edip, kendini tanrıya kulluk eder gibi gören ve gösterenlerin kulluÄŸu gibidir. Kaderini tayın hakkı için mücadele eden Kürtlerin, inancını özgürce yaÅŸamak isteyen Alevilerin, kullandığı yöntem, uyguladıkları mücadele biçimi bazı sosyalistler tarafından yanlış görülebilir, eleÅŸtirilebilinir, önerilerde bulunulabilinir, ama karşı duruÅŸ gösterilemez. Karşı duruÅŸ, ÅŸovenizmdir, karşı devrimciliktir, sosyalizm dışı bir duruÅŸtur, politik yetmezliktir.“ diyor.
Sayın Töre’nin bu belirlemesini önemsediÄŸimi altını çizdiÄŸimi belirtirken; sayın Teslim Töre, ile aynı ülkede olmamıza raÄŸmen iletiÅŸim ağım olsaydı ÅŸu soruyu sormak isterdim; ‘Alevilerin ve Kürtlerin yanında yer almak gerektiÄŸi görüÅŸünüz ne zamandan beri var?’
Yani bu Bakî dünyasında yaÅŸayan hiçkimse tarafsız deÄŸildir! Bu sahada tarfsızlık zırhının elbisesini giyen kendine aydın ve yazarım diyenler, çeÅŸitli iktidar hegemonyasının verdiÄŸi kırıntılarla kırk takla atan bezirgan çıkarcılardır!..
* * *
Dedimya; insanlar siyasal, ideolojik politikalardan bıkınlık duyduÄŸu bir dönemdeyiz...
GeçmiÅŸ zaman yaÅŸanmış bir kaç hikâye derleyerek bu yaz mevsimini geçiÅŸtirdim...
Ancak, egemen sistemin (bilemedin belki lise’yi okumuÅŸ) merkezinde biraz eÄŸitim görmüÅŸ bazı ukala tayfası, profesyonel olup olmadığımı sorguluyordu!
Bu ukala tayfasına diyorumki; hareketlerin, yapıların ve kurumların etrafında dolaÅŸarak yoz iliÅŸki arayacağınıza, mini etek giyerek kafeterya ve barları mesken tutarak, etek yırtamacını yukarı çekerek onun bunun güdülerini ÅŸahlandıracağına buyur sen/siz yazın!..
Hayır, onuda yapmıyorlar. Eee...rahatsızlığınız nedir peki? benim ne yazdığım mıdır? hayır oda değil! Asıl niyetleri şu; bu niye yazıyor...
İnsanın tanık olduÄŸu ÅŸeyler olduÄŸunda, ilk anda ona pürdikkat etmiyor...
Aradan zaman geçtikçe onu daha iyi analiz edebiliyor...
Ya da önemini çok sonra daha iyi anlayabiliyor...
O zamanda tanık olunan ÅŸeyleri bütün ayrıntılarıyla hatırlama zorluÄŸu çekiyor...
Olduğu gibi yazmak ve yaratmak imkansızlaşıyor...
Siz, bir rüya’yı gördüÄŸünüz gibi yazabilir misiniz?...
İşte geçmiÅŸ zamana ait yaÅŸanmışlıklarıda aynen o günkü gibi yazmak aynı oranda zordur...
Kaldıki, bu sahada kitap yazılmıyor; internet sahasında yazılanlar konuşma dilidir...
Egemen sistemin eÄŸitim terbiyesini almış bu ukala tayfasının hafızasına empoze edilmiÅŸ olan asıl sorun; yazanlara/yazarlara ve gazetecilere karşı düÅŸmanlık tohumları ekili olmasıdır!...
* * *
Aslında aynı kuşaklar hemfikir olmak zorunda da değil!...
Mesela ben, yaÅŸlı eski kuÅŸağın geçmiÅŸ zaman yaÅŸanmışlıkları, tanık olduÄŸu ÅŸeyleri hikâyeleÅŸtirerek yazmalarını çok önemsiyorum...
Çünkü, yaÅŸlı kuÅŸağın bize aktaracağı bir o kadar çok sözlü kompozisyon bilgi daÄŸarcığında vardır diye düÅŸünüyorum.
Elbette günümüzde edebiyat alanında yetkin bir o kadar aydın ve yazar vardır; ama YaÅŸar Kemal kadar Çukurova’nın kavurucu sıcağı altında yoksulluk içinde cebelleÅŸen insanların geçmiÅŸ zaman anı yaÅŸantılarını derlediÄŸi “Sarı Sıcak” adlı öykü kitabındaki gibi bize aktaramazlar...
Bu aralar bu tür yapıtları okudum ve ÅŸunu gördüm; herkes bu tür hikâyeleri yazabilir!
Ama, YaÅŸar Kemal’in Çukurova insanın yerel dili ile bu hikâyeleri anlattığı gibi anlatamaz...
Bana göre YaÅŸar Kemal’in büyüklüÄŸüde buradan gelmektedir...
Ya da Mehmed Uzun’nun Bedirhanilerin sürgün yaÅŸam anılarını roman diliyle betimleyemezler; ama kendilerinden sonraki jenerasyon’un bu ünlü üstatların tarihsel aktarımlarında faydalanmaları için, daÄŸarcığında depoladıklarını paylaÅŸabilir ve bu ünlü üstatların yapıtlarında yararlanmaları için, çığır açabilirler...
ÖrneÄŸin; ‘Nurhakdağı internet gazetesi’ konuk yazarı olan bilge Fehmi Salık üstat, bu konuda bize ışık tutuyor ve üretici yeteneÄŸiyle bizlere renk katarak, bizimde kendimizden sonraki kuÅŸaklara örnek olmamızı tevÅŸik edici konular yazıyor...
Mesela bölgemizden Kürtçe dili ile kêk Kazim Polat, geçmiÅŸ zaman yaÅŸam anılarını hikâye biçiminde de olsa genelde bizimle paylaşıyor...
Yani demem oki; bu sahada birazda kendi özelimizide katarak, ortak paydalarda daÄŸarcığımızda olanı paylaÅŸarak, bütünleÅŸmeyi öÄŸrenmeliyiz...
HoÅŸkelam...
İsmail Güner
15.11.2010
 |