|

Geçenlerde arabanın içinde bir arkadaşımı bekliyordum. Evlerin arasında aÄŸaçlık bir alan ve bir arsa vardı. 5-7 yaÅŸ arası gibi görünen çocuklar neÅŸe içinde bir oyun tutturmuÅŸlardı. Önce onlara mutlulukla baktım. Sonra fark ettim ki oynadıkları oyun çok vahÅŸice. Küçük bir aÄŸacın yanına birikmiÅŸler, aÄŸacı taÅŸlıyorlar. Amaçları meyve düÅŸürmek falan deÄŸil. Köpekten kaçan, canını kurtarmak için aÄŸaca çıkmış bir küçük kediyi, taÅŸlayarak düÅŸürmek istiyorlar.
Yanlarındaki köpek, dili dışarda, heyecanla yukarıya bakıyor ve kediyi bir an önce parçalamak için sabırsızlanıyor. Çocuklar da sabırsız. Bodur aÄŸaca birbiri ardına taÅŸ fırlatıyor, kedinin bir an önce düÅŸmesini ve köpeÄŸin sivri diÅŸleri arasında parçalanmasını izlemek istiyorlar.
AÄŸacın dalları ince ve zayıf. Zavallı kedi o daldan bu dala atlıyor, düÅŸtü düÅŸecek. Bu durum köpeÄŸi ve kan görmek isteyen çocukları daha da heyecanlandırıyor.
Fazıl Hüsnü’nün “Çocuklar Korkunç Allah’ım” dizesi aklıma geliyor birden. Ve MiÅŸima’nın, çocukların iÅŸlediÄŸi bir cinayeti anlattığı “Denizini YitirmiÅŸ Denizci” romanı.
Artık dayanamıyor ve “Yapmayın çocuklar!” diye bağırıyorum. “O kedinin de canı var. Kendinizi onun yerine koyun. Biri sizi parçalasa hoÅŸunuza gider mi? Bakın zavallıcık nasıl korkuyor. Yapmayın!”
Çocuklar bu yabancıya kısa bir süre bakıyor, sonra hiç aldırmadan vahÅŸi avlarına devam ediyorlar.
Kedi düÅŸtü düÅŸecek, benim de yüreÄŸim aÄŸzımda.
Bunu üzerine daha sert bir ses tonuyla “Åžimdi polise gidiyorum!” diye sesleniyorum: “Polis gelip hepinizi hapse tıkar. Bu zavallı hayvanı öldürmeye utanmıyor musunuz?”
Bu sözlerin birazcık etki etmesini, çocukları korkutmasını beklerken ne oluyor biliyor musunuz: ÇocuÄŸun biri “ManyaÄŸa bak!” diyor. “Kedi için polis gelecekmiÅŸ.” Hep beraber gülüÅŸüyorlar.
Neyse ki bu bir anlık ateÅŸkesten yararlanan kedi yıldırım gibi aÅŸağı atlıyor ve peÅŸine takılan köpeÄŸin sıcak nefesini ensesinde duya duya koÅŸarak yüksek bir aÄŸaca tırmanmayı baÅŸarıyor.
Derin bir oh çekiyorum: Kedi kurtuldu.
Daha sonra çocuklar üzerine düÅŸünüyorum.
Demek ki hayvanlara, doÄŸaya, canlıya hiçbir saygı, sevgi, merhamet duymadan, ÅŸiddet dolu bir ortamda yetiÅŸiyorlar.
Onlar için bir canlının parçalanışını izlemek zevk, buna engel olmaya çalışan amca ise
manyak!
Haklılar, diyorum kendi kendime.
Belki de manyağım.
Bu ülkede çoÄŸunluÄŸa uyum gösteremediÄŸimiz için onlar normal, bizim gibilerse manyak.
Siyasette de durum böyle, medyada da, toplumda da.
Bu ülkede iyi niyetli, merhametli olmak, düzgün iliÅŸkiler istemek, uygar ve hümanist bir toplumu özlemek, dürüst davranmak, ahlaklı olmak, çıkarına göre düÅŸünmemek, çalıp çırpmamak, “bana dokunmayan yılan bin yaÅŸasın” dememek, iktidar sahiplerini eteklememek, sanatla kültürle uÄŸraÅŸmak manyaklık olarak görülüyor artık.
EÄŸer daha geliÅŸmiÅŸ bir toplumda yaÅŸasaydık bizler normal sayılacaktık, ötekiler manyak olacaktı.
Ama burada durum tam tersine.
Kavga sevmemek, küfür etmemek, fanatik olmamak, kalemini bir çıkar grubunun emrine vermemek, uyum aramak, huzur aramak, iyi niyet aramak, ahlak aramak manyaklık.
Sayısı giderek azalsa da çok ÅŸükür daha hâlâ bir miktar “manyak” var memlekette.
Ve ben o “manyakları” çok seviyorum.
Aman bu “manyaklık” yolundan ayrılmayalım.
Esin AfÅŸar’ı kaybetmiÅŸ olmaktan dolayı son derece üzgünüm. YüreÄŸi hep doÄŸrudan yana çarpan bir insandı. Nur içinde yatsın.
Zülfü Livaneli -
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
Alıntı: nurhakdagi.net
 |