
Kürtçe konuÅŸması yasaklanan Dersimli Fatma İçli, 70 yaşında bulduÄŸu kardeÅŸinden Alevi olduÄŸunu öÄŸrendi. Kuzenine ilk kez 80 yaşında sarılabildi.“...Bir yüzbaşının evine getirdiler. Saçımı tıraÅŸ ettiler. Banyoya sokup yıkadılar. Kısa elbiseler, ayakkabı getirdiler. Kısa çorap giydirdiler. Başıma lengerli ÅŸapka... Kürtçe biliyorduk sadece. Yüzbaşı geldi silahı çıkardı; ‘Bir daha Kürtçe konuÅŸursan seni öldürürüm’ dedi.”
Dersimli Fatma İçli, 1938’de ailesini kaybettikten sonra yaÅŸadıklarını ‘İki Tutam Saç: Dersim’in Kayıp Kızları’ belgeselinde böyle anlatıyor: “Bizi bir maÄŸaraya topladılar. Taradılar. Hasan amcam daÄŸda geziyor. ‘Etrafımızı asker sardı’ dedi. Bir iki akrabamız orada vuruldu. Babam, ‘Anan vuruldu’ dedi. Gece kalkıp suya gittiÄŸinde asker taramış. Beni Ovacık’ta bıraktı. Bir yüzbaşının evine getirdiler. Saçımı tıraÅŸ ettiler... ”
Kimim ben?
Dersim’den böyle koparılan Fatma İçi, yıllar sonra Adıyaman Kahta’da bir evlilik yapar. EÅŸi yaÅŸlı. “Kimsin? kimlerdensin” diye sormaz hiç. O da onu soranlara “Yer yarıldı içinden çıktım” der!
Ama dayanamaz, bir gün ‘toprağım’ dediÄŸi Dersim’in yollarına düÅŸer. Ama hangi köyden olduÄŸunu hatırlayamaz. Kayıplarını arayanlarla karşılaşır, ama kendi ailesini yine bulamaz. Çaresiz geri döner. Bir poÅŸet toprakla. Çocuklarına da nasihatte bulunur: “Kimseyi bulamadım. Ölürsem yüzüme sürün, vatanına, toprağına hasret gittin dersiniz...”
2000’li yılların başında sonunda anne ve babasıyla kalan kardeÅŸi Hasan Ergin’e ulaşır. Hasan Ergin, bacısını gözündeki yara izinden tanır. Ölmeden kardeÅŸini bulduÄŸu için seviniyor Hasan amca da... Fatma teyzenin çocukları da yıllar sonra bir dayılarının olduÄŸuna seviniyor. Bu kavuÅŸmanın en dramatik anıysa Fatma İçli’nin 70 yıl sonra Alevi olduÄŸunu öÄŸrenmesi. Yıllar sonra bulduÄŸu kardeÅŸi Hasan, bacısı Fatma’ya “Ben Aleviyim” der. Fatma İçli de aÄŸabeyine, “Sen Aleviysen, o zaman ben de Aleviyim” karşılığını verir.
Askerler gülüyor ben aÄŸlıyordum!
Huriye Aslan, Dersim’de 1938 yazında, 8-9 yaÅŸlarındaydı:
* “Babaannemin yanında yatıp kalkıyordum. Babaannem 1938’de vuruldu mu, ne oldu bilmiyorum. Kaybettim. Ormanda kalıyoruz. Asker bastı. Yengem, amcam, herkes çocuÄŸunu alıp kaçtı. Ben kaçamadım. Askerler beni yakaladı. DoÄŸru Ovacık’a götürdü. Kamyon asker dolu, kimi gülüyor, kimi konuÅŸuyor, ben aÄŸlıyorum.”
* “Genç bir kadının yanına götürdüler. Saçımı kestiler. KeloÄŸlan yaptılar beni. Kadın beni aldı. Yıkadı. Götürdü, bir askere teslim etti. Asker beni trene aldı. Ne yapıyorlar, nereye götürüyorlar, hiçbir ÅŸey anlamıyorum.
3 gün 3 gece gittim. Samsun’a vardık.”
* “Samsun’da beni verdiler bir hanıma. KöpeÄŸin biriydi. Merdiven başında battaniye verdi. Bir katını altıma serdim, bir katını üstüme. Mutfakta yemek yiyordum. Evin hizmetçisine talimat verdi. ‘Kürt kızının bulaşıklarını bizim bulaşıklarla yıkama, ayrı yıka’ dedi. Kendimi öldürmek istedim. Çocuktum, kaçtım. Polise gittim, aÄŸladım, ‘Beni öldür, oraya verme’ dedim. Sonra baÅŸka birine teslim ettiler...”
* “Zengin bir adamdı. YemeÄŸi ve her ÅŸeyi ben yapıyordum. Adamın eÅŸi beni kıskanıyordu. Samsun’da kızlar nasıl geziyorsa ben de öyle gezmek istiyordum ama kadın bırakmıyordu. Adam kalbinde beni istiyordu. Beni tek görünce yakalayıp öpüyordu, dizinin üstüne oturtuyordu... Okula gitmek istedim. ‘Ne olur beni de okula verin’ diye yalvardım. Hayır dediler, ‘Seni Kuran okuluna vereceÄŸiz’ dediler. Aç da kaldım, dayak da yedim...”
‘Åžimdi dünya âlem bilsin istiyorum’
Fatma İçli kuzeni Huriye Aslan ile ‘Dersim’in Kızları’ belgeseli aracılığıyla, 2008 yılında buluÅŸtu. ÅžaÅŸkınlık ve gözyaşı dolu bu buluÅŸma belgesele de yansıyor. Belgeselde tüm hikâyesini paylaÅŸan Fatma Teyze, “Bugüne kadar ben biliyordum, ÅŸimdi dünya âlem bilsin” diyor. Ya bilinmeyen, izleri hiç bulunmayan kızlar? Belgeseli hazırlayan Kazım ve Nezahat GündoÄŸan, bu nedenle belgeseli ÅŸu satırlarla sonlandırmış: “Yanınıza yörenize bir bakın, tanıdığınız ihtiyar bir kadın, Dersim’den koparılmış bir kızın son hali olabilir...”
Güzel ve saÄŸlıklılar subaylara verildi
Belgesel için 2005’te çalışmaya baÅŸlayan Kazım GündoÄŸan, çocuklara yönelik politika hakkında da ÅŸu bilgilere ulaşıyor:
“Devlet TürkleÅŸtirmek ve SünnileÅŸtirmek amacıyla bu çocukları bir politika dahilinde ailelerinden koparıyor. Uygulama iki biçimde yapılıyor. İlki Elazığ Kız Enstitüsü. Bu resmi olan. DiÄŸeri de gayri yasal uygulama. Katliama katılan rütbeli askerlere talimat veriliyor. Her subay bir ya da iki kız çocuÄŸu götürüp kendi evinde ya da eÅŸrafa vererek öz Türk kültürüne kazandıracak diye. İçiÅŸleri Bakanı Åžükrü Kaya, bir konuÅŸmasında bunu dile getiriyor. Ulus birliÄŸi yaratmak için ailenin önemine dikkat çekiyor. Kadının soy taşıyıcılığındaki rolünü vurguluyor. Kız çocuklarının bu amaç için uygun olduÄŸunu belirtiyor.”
Çocukların toplama merkezlerine götürüldüÄŸünü anlatan GündoÄŸan, “Önceleri biz de ‘Vicdan sahibi subaylar götürecek tabii ki’ diye bakıyorduk ancak öyle deÄŸilmiÅŸ” diyor:
“SaÄŸ kalanları Elazığ ve Erzincan’a topluyorlar katliamdan sonra. Güzel ve saÄŸlıklı kız çocuklarını subaylar alıyor. Subaylar seçiyor. Batıdaki ailelerine gönderiyorlar. Güzel ve saÄŸlıklı olmayanlar da kara vagona bindirilip her istasyonda bir ya da iki kız çocuÄŸu bırakmak ÅŸartıyla batıya kadar dağıtıyorlar. EÅŸrafa veriyorlar kızları. Cumhuriyete model olacak ailelere veriliyor.”
Kız okula, Kürt kızı kursa
GündoÄŸan kızlara yapılanları ÅŸöyle özetliyor: “MedenileÅŸtirmek adına, kısa giysiler, ÅŸapkalar giydiriliyor. Hiçbiri okula verilmiyor. Kuran okullarına götürülüyor. Kendi çocuÄŸunu Kuran kursuna göndermemesine raÄŸmen, Dersim kızını okula deÄŸil de Kuran kursuna gönderdiler. Evlatlık kavramı da Medeni Kanun’a göre deÄŸil. Hiçbirinin miras gibi hakları yok.”
KAYNAK : http://www.habercem.com
 |