|
YOL
İnsanı insanı yapan yürüyüÅŸte, varılmak istenen noktaya ulaÅŸabilmek için vazgeçilmez olan deÄŸerler vardır. İşte bu deÄŸerlerin korunmasını, yaÅŸatılmasını saÄŸlayan yoldur. Alevilik yolunda bunlar edeb, erkân, ikrar, iman, rıza, itikat gibi deÄŸerlerdir. Bu kavramlar listesini uzatmak mümkün. Ancak onların hepsinin başı olan sevgiye ve dostluÄŸa baÄŸlı samimiyet, vefa ve sadakâtle özetlemek de mümkün.
Alevilik bir yol’dur, ve o yolda yürümesini bilenler için vardır, bilmeyenler de ya yok, yada yürüdükleri engebeli taÅŸlı eÄŸri büÄŸrü dolanbaçları alevilikteki yol sanırlar. Ordan burdan aleviliÄŸin temel deÄŸerlerine saldırıp, yozlaÅŸmanın önünü açarlar ve bunda hem maddi hem de kitle anlamında baÅŸarılı olurlar; ancak YOL olduÄŸu gibi devam etmektedir, yürüyenlerin sayısı az da olsa YOL bütün temizliÄŸi ve arı-duruluÄŸuyla ordadır, sahipsiz deÄŸildir, sahipsiz kalmayacaktır. “Gönül kalsın YOL kalmasın” sözü alevilerde meÅŸhurdur.
Dortmund’da marksist düÅŸünceye yakın (belki yakından da öte, bilemiyorum), ateist bir tanıdığım var, kitap dükkanı var ve bu sebeple biraz daha sık görüÅŸüyoruz. Bazen kitaplar üzerine sohbetlerimiz de oluyor. Kendisi köken olarak alevi bir aileden geliyor ve pirleri Sinemilli Ocağı’ndan. Onunla bir zaman yine aleviliÄŸe dair yazılan, aleviliÄŸi islam dışı göstermeye çalışan ErdoÄŸan Çınar yada Ünsal Öztürk gibi düÅŸünenlerin kitaplarından söz ettim ve ÅŸu soruyu sordum: “Sence aleviliÄŸin islamla bir ilgisi, bağı var mı?” Onun düÅŸüncesi açısından güzel denilecek ÅŸu cevabı verdi bana: “AleviliÄŸin islamla ilgisi olmasa iyi olurdu ama inkâr edemeyiz, tabiki ilgisi var. Benim annem babam da Allah’a inanırlardı, sabahtan akÅŸama ağızlarından Allah’ı Ali’yi Muhammed’i düÅŸürmezlerdi.”
Åžimdi bu arkadaÅŸ kendi düÅŸüncesine göre aleviliÄŸe dürüstçe yaklaÅŸan bir insan. Ancak yazar çizer kısmının büyük bir bölümünde bu medeni cesaret bile yoktur. BeÅŸ altı ay önce bir dosttan bana bir e-mail geldi ve içeriÄŸi alevi tarih yazımında yapılan çarpıtmalarla ilgiliydi.
Yurt yayınlarından çıkan bir kitabın bu konuda ErdoÄŸan Çınar’ın yazdıklarını örnekleyerek yapılan tarih yazımındaki skandalları içeriyordu. Kitabı yazanlar Hamza Aksüt, Ünsal Öztürk (Yurt Yayınları Sahibi) ve Hasan Harmancı. İsmi “Alevi Tarih Yazımında SKANDAL –ErdoÄŸan Çınar ÖrneÄŸi-“
Kitabı ısmarladım, daha elime geçmedi, okuyamadım, çünkü merak ediyorum, bakalım aleviliÄŸi islam dışı gören Ünsal Öztürk’ün bu kitaptaki duruÅŸu nedir(?)
ErdoÄŸan Çınar’ın kitaplarından üç tanesini okumak zorunda kalmıştım, çünkü bize aleviliÄŸi öÄŸretmeye çalışan sayısı azımsanmayacak çok bilmiÅŸ, gafil, okuduÄŸunu anlamadan ve deÄŸerlendirmeden reklam yapan, kibirli kendini beÄŸenmiÅŸ, hatta insanın hukuki eÅŸitliÄŸini savunduÄŸunu söylerken bir taraftan, öbür taraftan insanlara tepeden bakan ve kendini çok üstün bilinçli gören kara cahiller de dahil olmak üzere, niyeti kötü olmasa da buna dünden inanmaya hazır olan birçok kiÅŸi tarafından “alevilik gerçeÄŸini anlamak istiyorsan, ErdoÄŸan Çınar’ın kitaplarını oku!” dendiÄŸinden ve bunlara o zaman bile gerçekle ilgisi olamayağını söylememiz yetmediÄŸinden alıp okumuÅŸ ve bütün çarpıtmaları kendi gözlerimizle görmüÅŸtük. Ancak o kitapları okuduktan sonra bile, öylelerini ikna etmemiz olanaksızdı. Zaten bunu önceden bildiÄŸimiz için ÅŸaşırtıcı deÄŸildi. Çünkü bunlar babamın da bir zamanlar dediÄŸi gibi, sırf oruçtan ve namazdan kurtulmak için kendisine “ben aleviyim” diyenlerdir. O korku olmasıydı, bunlar kendilerine dün “ben sünniyim” derlerdi, bugün ise zaten at izi it izine karışmış, kimin ne olduÄŸu o kadar da belli deÄŸildir. Bunu anlamak için dürüst samimi ve bilinçli olmak gerekiyor.
Benim merak ettiÄŸim bir ikinci nokta da ÅŸudur. Tarihsel alanda çarpıtma yapmak, sadece tarihi belgeleri, çarpıtarak sunmakla deÄŸil, kaynakların seçiminde taraflı davranmak, iÅŸine geleni kullanmakla da oluyor. Bu konuda Ünsal Öztürk’le ErdoÄŸan Çınar’ın en az bir tane ortak paydası da mevcuttur. İkisi de kitaplarında alevilerin yedi ulu ozanlarından birisi olan Åžah İsmail Hatai’ye hakaret etmiÅŸ, onunla ilgili yazdıklarında, ikisi de o dönemin Osmanlı kaynaklarından “Hoca Saadettin” gibi isminin başına bir küfür koymadan Åžah Hatai’den bahsetmeyen, Osmanlı tarihçilerinin yazdıklarını uzun uzun alıntı olarak kullanmışlardır. Ancak ikisi de o dönemin Osmanlı tarihine alternatif olan, Safevi tarihçisi, Rumlu Hasan’ın yazdıklarından bahsetmemiÅŸlerdir bile. Åžimdi merak ediyorum, hal böyleyken, Ünsal Öztürk, ErdoÄŸan Çınar’a neler söyleyecek! Durum “Tencere dibin kara! Senin ki benden kara!” durumu.
YOL olduÄŸu gibi devam ediyor. Herkes kendisine “ben aleviyim” diyebilir. Dile yasak yok! Dilin kemiÄŸi de yok! Ancak herkes Pinocchio deÄŸil ki, burnu uzasın! Onun için herkesin bilmesi gereken tek ÅŸey ÅŸudur: YOL olduÄŸu gibi devam ediyor! YOLun yolcusu olursan gidersin dos doÄŸru! Olmazsan paÅŸa gönlün bilir. İstediÄŸin kadar kendine “ben aleviyim” de, YOL da deÄŸilsen, kimbilir, belki senin de birgün burnun uzar!
Bazen acı acı gülesim geliyor! Böyleleri tutarlar mesela bazen, o ulu eren, o Hak Ozanı Pir Sultan’ı diline dolarlar. Pirden, Hal içindeki halden, ikrardan, edebden ve hele hele YOLdan haberleri olmayan, kendilerini bir gerçeÄŸe teslim etmemiÅŸ olan gafiller, tutarlar kendilerini alevi ederler, Pir
Sultanı överler de överler! Halbuki kesin olan ÅŸey, Pir Sultan asılırken ya cellat olurlar, yada cellata emri vererek Hızır PaÅŸa olurlar!
Varıp yoldaş olma sen uğursuza
Komşu olma hayasıza arsıza
Hak’kın selamını verme pirsize
Adamın başına bela getirir
Bunlara cevabı yine Pir Sultan vermiÅŸ yukardaki dörtlükte olduÄŸu gibi. Ancak onlar yine oralı olmazlar! Onlar bildiklerini okurlar!
Bunları tanımanın aslında bazı önemli ipuçları vardır:
- Çok konuÅŸurlar, çok anlatırlar, ancak hiç birÅŸey söylemezler! (Dili yorarlar, başı yorarlar)
- Mecbur kalmadıkça yalanlarını yanlışlarını açıklamazlar, yastık altı ederler (hali yorarlar, yoldaşı yorarlar)
- Dünyaya sırf iÅŸkembeyi doyurmaya geldiklerini sanırlar (dirisiyle dünyayı yorarlar, ölüsüyle mezarı yorarlar)
- Demagoji ustasıdırlar, anlatırlar dinlemezler, anlattıklarına zaten inanmazlar, onlar için önemli olan anlatılan deÄŸil, anlatmaktır, prestij kazanmaktır (bilinci yorarlar, beyni yorarlar)
- Mecbur kalmadıkça kabahatlerini kabul etmezler, edince de özürleri kabahatlerinden büyük olur (samimiyeti yorarlar, vefayı yorarlar)
- Bir selam vermek bir hal sormak zor gelir (hatırı yorarlar, komşuyu yorarlar)
- PaylaÅŸtığın sözü hemen yayarlar (sırrı yorarlar, kıymeti yorarlar)
- Evrensellikten bahsederler, ancak dar kabileci feodal kafalıdırlar (insanı yorarlar, doğayı yorarlar)
- Yüze gülücü olurlar, överler, kalbi karadırlar, içinden küfür ederler (zahiri yorarlar, batini yorarlar)
- Erkek geçinirler, eÅŸini aldatırlar, bunu marifet sanırlar, kadın erkek eÅŸitliÄŸinden bahsederler (kadını yorarlar, erkeÄŸi yorarlar)
- Burnundan kıl adırmazlar alevi olurlar, pirsizdirler, imansızdırlar (itikatı yorarlar, ikrarı yorarlar)
- Ne ordandırlar ne burdandırlar, ne akdırlar ne karadırlar (adresi yorarlar, rengi yorarlar)
YOLa aşık olanlara ölçünün ne olduÄŸunu anlamak için son bir söz daha:
Sahtekarın biri Åžahı Merdan Ali’yi birgün yüzüne karşı o kadar överki, artık haddini sınırını çoktan geçmiÅŸ olur ve bu durum Hazret’i rahatsız eder ve döner o sahtekare derki: “Ben senin o dilinle zikrettiÄŸin kadar yüce bir yerde deÄŸilim. Ancak kalbinde gizlediÄŸinden çok daha yüceyim.”
Nasıl bitiyordu dualarımız!
.... müminlerin demi arta, münkirlerin de kökü bata
...
Hü gerçeÄŸin demine!
Dostlukla...
Bülent Aldede
08 Temmuz 2010
 |