|
Hatayi mahlasıyla yazılmış, gerek ÅŸah, gerek can, gerek miskin, gerek kul, gerekse benzeri baÅŸka bir ön sıfat eklenmiÅŸ, bütün ÅŸiirlerin Åžah İsmail Safevi’ye ait olduÄŸuna yemin edemem. Ancak ona ait olmayanların da çok olduÄŸunu iddia eden sayın ArslanoÄŸlu’nun kitabından bazı çeliÅŸkiler de gördüm onları da paylaÅŸmak istiyorum. (Åžah İsmail Hatayi ve Anadolu Hatayileri, İbrahim ArslanoÄŸlu, Der Yayınları İstanbul 1992, ISBN 975-353-013-7). Bu durum bana insan hakları sözleÅŸmesinde “her insan suçlu olduÄŸu ispatlanıncaya kadar, mahsumdur.” maddesini hatırlatıyor. Çünkü biz yıllardır bunlar Åžah İsmail’e aittir diye biliyorduk ve o kitabı okuduktan sonra da hala öyle biliyoruz. Nitekim Åžah İsmail’e ait olmadıkları iddia edilmiÅŸ, lakin ispatlanamamıştır. Yine daha önce vurgu yaptığım Kaknüs Yayınları tarafından yayınlanan
“Åžah İsmail Hata’i Külliyatı”nda bütün nefesler o döneme ait orjinal dille yazılmıştır. Ancak unutulmamalıdır ki, Åžah İsmail Erdebil Tekkesi’nin ve dolayısıyla o ocağın YOL sürücüsüydü, bu nedenle Anadolu’nun dört bir yanından akın akın insanlar ona gidip, niyaz oluyorlardı. Alevi YOL ve erkânını bilenler bilirleri ki, bu cem baÄŸlamak demektir, bu görgü demektir, bu semah demektir, bu gülbeng demektir, bu dua etmek demektir ve bu nefes okumak demektir. Pekiyi bu erenler meclisinin başında oturan, onları, deyimin tam anlamıyla söylemek gerekirse irÅŸad eden Hak Ereni, onlarla nasıl bir iletiÅŸim kurmuÅŸ? Bunlar Anadolu halk diliyle konuÅŸurken, Åžah onlara azeri türkçesiyle mi anlatacaklarını anlatmıştır? Hayır! Bu, anlaÅŸabilmek açısından bu ÅŸekil olabilecek birÅŸey deÄŸildir. Çünkü arada bir ikrar ve itikat varken, oldukça zayıf bir iletiÅŸimle bunun gerçekleÅŸtiÄŸini iddia etmek, bence abesle iÅŸtigaldir. Hem zaten kökleri yüzyıllara dayanan bir ikrar söz konusuyken, bunu düÅŸünmek de öyle pek mümkün deÄŸil. Åžah o dönem Anadolu’dan, Osmanlı PadiÅŸahı ve PaÅŸaları’nın engellemelerine karşın, kızılbaÅŸ ve diÄŸer alevi gruplarının akın akın geldikleri bir ziyaretgahdı. Buna karşın tutup bütün bunları unutup, Åžah’ın Hak’ka yürümesinden 11 sene sonra, 1535 yılında Safevi saray hattatlarından Åžah Mahmud el-NuÅŸaburi tarafından kaleme alınan en eski nüsha olan TaÅŸkent nüshasına takılmanın, burda kullanılan dile bakıp, diÄŸer nefeslerin Åžah’a ait olmadığını iddia etmenin doÄŸru ve bilimsel olmadığını düÅŸünüyorum. Çünkü Åžah Anadolu dillerine de hakim bir padiÅŸahdı ve o inanan müminlere o dille nefesler okuyordu. Bu nefesler de o irÅŸad olmuÅŸ kızılbaÅŸlar tarafından Anadolu ve Kürdistan bölgelerine taşınıyordu. Siz bu nefeslerin Åžah İsmail’e ait olmadığını ispatlamak istiyorsanız, önce bu durumun aksini ispatlamalı, yani Anadolu’ya ve Kürdistan’a Åžah’ın nefeslerinin taşınmadığını kanıtlamalısınız. Kaldı ki bugün en batısından en doÄŸusuna kadar Åžah Hatayi mahlasıyla yüzyıllardır (öyle bugünki gibi bir saÄŸlam iletiÅŸim olmadığı halde) okunan nefesler vardır. Åžah İsmail dışında bu nefeslere sahip baÅŸka bir Hatayi yada Hatayi’ler olsaydı, o Hatayi’nin yada Hatayi’lerin de en az Åžah İsmail kadar herkes tarafından iyi bilinen kendi başına bir eren yada erenler olarak bilinmesi gerekmez miydi?
Åžah İsmail nefeslerinin bulunduÄŸu ikinci ve üçüncü nüshalar Paris Millet Kütüphanesi’nde bulunmaktadır. Mesela üçüncü nüshada bir de farsça bir nefes (gazel) bulunmaktadır.
Dördüncüsü Britanya Müzesi’nde bulunmaktadır.
BeÅŸincisi İran Müzesi’nde bulunmaktadır ve 1613 yılında Åžah Abbas döneminde, EyÅŸi adında bir hattata altın suyla yazdırılmıştır ve amacı Åžeyh Safi vakfiyesine kazandırmak olmuÅŸtur. Bunu Åžah Abbas kitabın önsözünde, gene ancak padiÅŸah da olsa bir kızılbaÅŸda var olan Ali YOLuna baÄŸlılığı anlatan aslı farsça olan ÅŸu sözlerle dile getirmiÅŸtir: “Hazreti Ali b. Ebu Talib aleyhiselam eÅŸiÄŸinin köpeÄŸi Abbas Safevi bu kitabı Åžah Sefi rahmetullahın mübarek türbesine vakıf etti ki isteyen alıp okusun. Bir koÅŸulla ki kitabı türbe dışına çıkarmasın. Her kimse bu kuralı çiÄŸnerse Hüseyin aleyhiselamın kanını dökenlere yardımcı olmuÅŸ sayılacaktır.” Ancak sonra bu yazma ordan alınıp İran Milli Müzesi’ne konmuÅŸtur. Åžah Abbas’a göre bunu yapanlar Hz. Hüseyin’in kanını dökenlere yardım edenlerden oluyor.
Altıncı nüsha ise beÅŸincinin kopyası olan Erdebil Darü’l İrÅŸad Yazması’dır.
Yedincisi Vatikan Apostol Kütüphanesi’nde bulunan 17. yy.da yazıldığı bilinen bir nüshadır.
Sekizincisi Mezarı Åžerif Bahtar Müzesi’nde bulunan, yazmaların en kapsamlılarından kabul edilen, eski dil özelliklerini koruyan ve 17. yy. baÅŸlarında, yani 1615 yılından önceki bir tarihte yazılan bir nüshadır; çünkü bunu oluÅŸturan hattat Mir İmadettin Kazvini 1552-1615 yılları arasında yaÅŸamıştır.
Dokuzuncusu İstanbul Millet Kütüphanesi’nde bulunan yazmadır.
Onuncusu Berlin Kitaplığı DoÄŸu Yazmaları Bölümü’nde bulunan ve 1666 yılında yazıldığına dair tarih düÅŸülmüÅŸ olan bir yazmadır.
Onbirincisi Tahran Eski ÅžahenÅŸah Kütüphanesi kayıtları arasında gösterilen Tahran Yazması olarak bilinen 1677 tarihli bir yazmadır.
Onikincisi Tebriz Sultan el-Gura-yi Yazması diye bilinen 1545 tarihli yazmadır. Bu nüshada diÄŸer nüshalarda bulunmayan ÅŸiirlere de yer verilmiÅŸtir. (Bunları okuyucu lütfen dikkatli okusun!)
Onüçüncüsü ise daha yeni sayılabilecek hicri 1237 (miladi 1821) tarihini gösteren bir nüsha.
Ondördüncüsü Azerbaycan Yazmalar Fonu’nda bulunan ve 17. yy.a ait nüshanın kopyası olan bir yazmadır. Ancak bu nüshalar arasındaki dönem farklarıyla, aynı ÅŸiirlerin dillerinde de deÄŸiÅŸiklikler olduÄŸu biliniyor.
Daha önce de vurgu yaptığım, sayın ArslanoÄŸlu’nun, TaÅŸkent Nüshası’nda bulunan nefeslerin divan edebiyatı ürünü olması, dilinin o zamanın azeri türkçesi olması, ancak diÄŸerlerindeki dilin farklarına vurgu yapması, ki hepsi için bu geçerli deÄŸildir çünkü diÄŸer nüshaların içinde de sayısı oldukça kabarık azeri türkçesiyle yazılmış ve aruz ölçüsüyle yazılmış nefesler mevcuttur, ki genellikle aynı nefeslerin zamanın dil özelliklerine uyarlanması söz konusudur, diÄŸerlerinin Åžah Hatayi İsmail’e ait olmadıklarına delil deÄŸildir. Kaldı ki O nefeslerin büyük bir bölümü günümüz türkçesine uyarlanarak da kayıtlara geçebilmiÅŸtir. En kapsamlı nüshalardan biri olan ve 1545 tarihini taşıyan Tebriz Sultan el-Gura-yi Yazması baÅŸta olmak üzere, büyük çoÄŸunluÄŸu hemen o yüzyılda yada bir sonraki yüzyılın baÅŸlarında yazılmıştır. Teknik olarak da bu kadar kısa bir zaman içinde birçok Hatayi’lerin çıkıp nefesler okuyup bunları Tebriz ve benzeri bölgelere taşıyıp Åžah İsmail’e mal etmesi mümkün deÄŸildir. Bunun bilinçli yapılmış olması ise yalandır ve alevi edeb ve erkanına uymamasından dolayı mümkün deÄŸildir.
Kitabı okurken yapılan karşı savları üç bölümde deÄŸerlendirebildim.
1. Birincisi Åžah İsmail’e deÄŸilde, mesela Kul Himmet yada Pir Sultan gibi diÄŸer Ulu Ozanlara ait olduÄŸunu bildiÄŸimiz, hiçbir divanda bulunmayan, fakat yazar tarafından da nerden Åžah İsmail’e aitmiÅŸ gibi söylendiÄŸi belirtilmemiÅŸ, kaynağı gösterilmemiÅŸ olan nefesler.
2. İkincisi Åžah İsmail’e ait olduÄŸuna dair nefesin kendisinin de içinde ipuçları bulunduÄŸu halde, Åžah İsmail’e ait olmadığı, yada “ÅŸüpheliler” diye sınıflandırılmış, yine kaynağı belirtilmemiÅŸ nefesler.
3. Üçüncüsü ise gerçekten baÅŸkasına ait olduÄŸu halde, mahlası farklı olduÄŸu, yada hiç verilmediÄŸi halde içinde Hatayi kelimesi geçen nefesler.
Bir de bunların dışında o kitapta bulunan sünni bir duruÅŸ sergileyen baÅŸka türlü Hatayi mahlaslı ÅŸiirlerle de karşılaÅŸtım, ki bunlar sünni ve mesela beÅŸ vakit namazı öven bir Hatayi portresi çiziyor. Ancak iÅŸin ilginç yanı, yine okuduÄŸum hiçbir divanda, böylesi ÅŸiirlerle karşılaÅŸmadım. Zaten bu mümkün bile deÄŸil. Çünkü bir taraftan mescidi ve zahidin göstermelik namazını yeren Åžah İsmail’in, öbür taraftan tutup beÅŸ vakit namazı övmesi saÄŸlıklı bir durum deÄŸildir, bu nedenle de mümkün deÄŸildir. Kim bilir belki de sayın Nejat BirdoÄŸan’ın varlığından bahsettiÄŸi gerçek adı “Ömer” olan Hatayi’ye aittir.
Birinci türden baÅŸlayalım. Burada bazı örnekler vermekle yetineceÄŸim. Çünkü hepsini tek tek buraya almak bu yazının hacmini oldukça artıracak, yüzlerce sayfayı bulacaktır. Mesela vereceÄŸim ilk örnek babamın (İbrahim Aldede’nin) arÅŸivinde de bulunan “İsmail” mahlasıyla söylenen ancak sayın ArslanoÄŸlu’nun kitabında biraz farklı bir biçimde “Åžah Hatayi” mahlasıyla yazılmış bir nefes, ki, bu “Anadolu Hatayileri” bölümünde verilmiÅŸtir. Yan yana yazıyorum. Dörtlüklerin başında parentez içinde verdiÄŸim numaralar babamın defterindeki dörtlük sırasını göstermektedir.
Kitaptan İbrahim Aldede’nin defterinden
Aynı cem olmuşlar divana karşı (1) Kırklar cem tutmuş didara karşı
Kalbi kallaş naşi olmuş olmamış Kalbi kara naşi gelmiş gelmemiş
Halim arzeyledim halden bilene Var halini bildir halden bilene
Beyhude halimden bilmiÅŸ bilmemiÅŸ Beyhude halinden bilmiÅŸ bilmemiÅŸ
Gözü çıksın kem bakanın yoluna (3) Kör olmuÅŸlar kec baÄŸlarlar yoluna (kec: tuzak. B.A)
Meyil verme her insanın kaline Dan ederler üstadına pirine
Bir baz konsa bir şaşkının koluna Bir baz konmuş bir şaşkının koluna
Yaban kuşu sanır konmuş konmamış Sanarki yabani kuştur konmuş konmamış
İçer meyin mestanelik suyunu Bu dörtlük babamın deferinde yok
Her nedense öÄŸrenmemiÅŸ huyunu
Cömert sofrasından alır payını
Nâkes nimetini almış almamış
Firavunluk etmiş yolundan kalmış (4) Firavun olmuş da yolundan azmış
İkrardan imandan dininden olmuÅŸ Terk edip ikrarın varından geçmiÅŸ
Hakikat abdestin almadan ölmüÅŸ Tarikat evinden abdestsiz göçmüÅŸ
Kılman cenazesin ölmüÅŸ ölmemiÅŸ Kılma cenaze namazın ölmüÅŸ ölmemiÅŸ
Kaynar aşk kazanı aşı taşmaya (2) Savur aşk kazanın taşıp pişmeye
Bir kulun yolsuza yolu düÅŸmeye Cevlan yolun yolsuzlara düÅŸmeye
Kabın almış gider kuru çeÅŸmeye Ahmak kabın alır gider kuru çeÅŸmeye
Anlamaz ki kabı dolmuş dolmamış Anlamazın kabı dolmuş dolmamış
İkrar iman yoktur ol Hakk’a asi Bu dörtlük de babamın deferinde yok
Odlu topuz yalancının cezası
Yetmez menziline yoktur sırası
Ha bir baykuş dağda kalmış kalmamış
Åžah Hatayi’m eyder derdim ziyade (5) İsmailem derki derdim ziyade
Yad ilen içilmez yârsız bu bade Vefasız yar elinden içemem bade
Yâr oldur mahÅŸerde ÅŸefaat ede Er odur ki burda ÅŸefaat ede
Yüze gülücü yar olmuÅŸ olmamış Yüze gülücü dostum olmuÅŸ olmamış
(a.g.e s. 493.494)
İsmail mahlasıyla yazılmış baÅŸka bir örneÄŸe de rahmetli İréne Mélikoff’un “Uyur idik Uyardılar” isimli kitabında rastladım, ki bu günümüzde yine Türkiye’de Pir Sultan mahlasıyla okunmuÅŸ olan “Ben Ali’yim Ali Benim” diye bilinen nefesin kendisidir. Oysa bu nefes İsmail mahlasıyla, Ehli Hak inancından olan İran azeri bölgesinden derlenmiÅŸ bir nefesdir. Ve ismi Tazekent olan, İréne Mélikoff’un dediÄŸine göre türk olan bir köyden derlenmiÅŸtir. Onlar’ın bildirdiÄŸine göre ise bu İsmail Åžah Hatayi’nin kendisidir.
İsmail’em geldim cihana
Yire göÄŸe dolanu menem
Bilmeyenler bilsün meni
Men Ali’yem Ali menem
Men Hakk’am Hakk’dan gelirem
On İki İmam’ın biriyem
Çahar köÅŸeyi men alıram
Zatı kudret Ali menem
(İréne Mélikoff, Uyur idik Uyardılar, Demos Yayınları 2. Baskı Mart 2009 ISBN: 9944-387-02-9 Sayfa 60-61)
Bir baÅŸka örnek de Babamın Defteri’nde Pir Sultan mahlasıyla bulunan, ancak Yazar’ın kitabında yine Åžah Hatayi mahlasıyla yazılmış ve hiçbir divanda bulunmayan bir nefes. Sadece mahlas dörtlüklerini buraya alıyorum.
... ...
Åžah Hatayi’m eydür aÅŸk yoldaşına Gaziler inanmayın aÅŸ yoldaşına
İnanman gaziler kaÅŸ yoldaşına Bir özü çürük kaÅŸ yoldaşına
Seri kurban verin baş yoldaşına Pir Sultan ser verdi sır yoldaşına
GerçeÄŸin nefesi bunda bell’oldu Mudara mundar darda bell’oldu
(a.g.e s. 494-495)
Yine cemlerde on iki hizmet sahiplerini çağırırken okunan Åžah Hatayi’ye ait nefesi de burdan karşılaÅŸtırmalı olarak veriyorum. Yukarda olduÄŸu gibi parantez içindeki numaralar Babamın Defteri’ndeki sırayı belirtmektedir.
Hak taalâdan nida geldi (1) Hakdan bize nida geldi
Pirim sana haber olsun Pirim sana beyan olsun
Åžahtan bize name geldi Åžah’dan bize nida geldi
Halifeye haber olsun Peyik sana haber olsun
Hak kuluna eyler nazar (3) Hak kuluna eyler nazar
Dert kalbimde âdem düzer Dört nesneden alem (adem) düzer
KallaÅŸ gelmiÅŸ cemi bozar KalleÅŸ gelir cemi bozar
Gözcüye haber olsun Gözcü sana haber olsun
Bu yola giden hacıdır (2) Bu yola giden hacıdır
Kırklar Güruhı Naci’dir (Hemi) Güruhu Nacidir
Mümin müslim bacıdır Cemin kilidi kapıcıdır
ÇavuÅŸuna haber olsun Kapıcıya haber olsun
Mü’mini çektiler meydana (5) Gelin gidek irfana
Tekbir okudular kurbana Mümin müslüm üryana
Münkiri saldılar gümana Tekbir verildi kurbana
Kurbancıya haber olsun Kurbancıya haber olsun
Mü’min yolun yakın ister (6) Mümin yolun yakın ister
Münkir ise sakın ister Münkirlerden sakın ister
Delil yanmaz yağ ister Delil yanmaz yağın ister
Delilciye haber olsun Delilciye haber olsun
Gel gidelim hakikata (4) Gelin gidek hakikate
Kulak verin tarikata Kulak verin marifete
Mü’min müslim itikata Mümin girmiÅŸ itikate
Tarıkçıya haber olsun Tarıkçıya haber olsun
Kitapta bu dörtlük yok (7) Fatima Ana cemde oturur
Kurbana çomçayı batırır
Cemiyete lokmayı yetirir
Nakip sana haber olsun
Kitapta bu dörtlük de yok (8) Mümini çektiler meydana
Münkir sürüldü zindana
Hizmet verildi Selman’a
Süpürgeciye haber olsun
Bu yola hasların hası (9) Yolunda hasların hası
Giymiş hakikat libası Silinsin kaplerin pası
Doldurun engûr tası Doldur(da) ver Engür Tası
Sakacıya haber olsun Sakacıya haber olsun
Zakirin zikri saz ile (10) Zakirin zikri saz ile
Kur’an okunur avaz ile Kuran okunur avaz ile
Mü’min müslim niyaz ile Mümin müslüm niyaz ile
Niyazcıya haber olsun Tazekara haber olsun
Åžah Hatayi’m nâre geldi (11) Åžah Hatayim vara geldi
Sefil bülbül zare geldi Hak’tan yine zara geldi
Cennetten tezakir geldi Pirden bize destur aldı
...................haber olsun İznikçiye haber olsun
(a.g.e s. 518-519)
Hem cemdeki akışı anlatması hemde bütünlüÄŸü ve orjinalliÄŸi açısından Babamın Deferi’ndekinin daha doÄŸru olduÄŸu aÅŸikar.
Yine kitapta sayfa 532 de bulunan aruz ÅŸiir olarak sunulan, ancak babamın arÅŸivinde dörtlükler ÅŸeklinde sunulan, hem de iki dörtlüÄŸü fazladan bulunmakla beraber Seyit Nesimi’ye ait olan bir nefes var ben burda sadece Mahlas kısmını vereceÄŸim.
... ...
Åžah Hatayi mecnunûyum derde tabip bulmadım Gel ha gel ha ey Nesimi
Derdimin dermanı derde dermân Mustafa Sen düÅŸürdün bu derde
(a.g.e s. 532) Dertlerin dermanı sensin
Derde derman Mustafa
Yine kitapta sayfa 511 de bulunan ve babamın arÅŸivinde de var olan, cemlerde okunan bir nefes var. Orda da çok fazla eksiklikler ve yanlışlar, hatta anlamını iyiden iyiye tersyüz eden hatalar var. Onun için onun da tamamını burda vermeyi doÄŸru buluyorum.
Kimde kaldı bu pirlik (1) Kimde kaldı bu pirlik
Kalemdesin cemde benlik Kalmadı tende ilik
Bu cemde bu sürekte Bu demde bu sohbette
Ne hoÅŸ sürektir bu sürek HoÅŸ sürektir bu sürek
Pir Ali’dir salman piri (2) Pire Selman Pir Ali
Kadim kurdular bu yolu Kadim kurdular (bu) yolu
Kırkların cemindeki Şu kırkların ceminde
..............etti veli Kasaplık etti veli
İbadet İsrafil’de (3) Tercüman Cebrail’de
Gözcülük Mikail’de İbadet Mikail’de
O nur kudretten indi Gözcülük İsrafil’de
Cümle alemi yaradan Tevhid kudretten indi
Bu dörtlük kitapta yok (4) Åžu alemi var eden
Delile yaÄŸ eriten
ÇıraÄŸmanın hizmeti
Cem olup insar eden
Çire aydın oluptur (5) Çıra aydın oluptur
Cem üstüne gelüptür Cem üstüne geliptir
Tarakçının hizmeti İreberin hizmeti
Cebrail’de kaluptur Cebrail’den kalıptır
Cebrail’de bu varlık (6) Cebrail’dedir varlık
Ululuk ihtiyarlık (Hem) ululuk (hem) ihtiyarlık
Muhammed’e yol kaldı Muhammed’den yol kaldı
Kırklara tezgâhdarlık Kırklara tazekarlık
Kırklar hep bir almadır (7) Kırklar hep bir elmadır
Hep kudretten gelmedir Hep kudretten gelmedir
Sakacının hizmeti Sakacının hizmeti
Hüseyin’de kalmadır Åžah Hüseyin’den kalmadır
İmamlar şehit oldu (8) İmamlar şehit oldu
Geleceğe yol kaldı Geleceğe yol kaldı
Öteberi çalmaya Suncarayı çalmiya
Saile Salman geldi Saile Selman geldi
Saile Salman geldi (9) Saile Selman geldi
Mülke Süleyman geldi Mülke Süleyman geldi
İznekcilik etmeÄŸe İznikçilik etmeye
Ali’yle Kanber geldi Ali’ye Kanber geldi
Kanber Hakk’a kul oldu (10) Kanber Hak’ka kul oldu
Onu hizmet tekmil oldu Oniki tekmil oldu
Peyikçilik etmeÄŸe Piyadelik etmeye
Hafiri devlet geldi Hızır devletli geldi
Hafiri devletidir (11) Muhammed peygamberdir
Fahri müÅŸki anberi Kokan miski anberdir
Kırklar ceminde şakıdır Şu kırkların ceminde
Çok cömerttir Kanber’i Saki cömert Kanber’dir
Åžah Hatayi tufail (12) Åžah Hatayim der fayil
Can bu yola duhail Can bu yola tufayil
Benden delil istersen Derde delil istersen
Delilim Şah İsmail Delildir Şah İsmail
(a.g.e s. 511-512)
“Öteberi çalmaya” gibi alevi düÅŸüncesiyle baÄŸdaÅŸmayan bariz yanlışların olduÄŸu bu kaynakta nefesin son kısmı “Delilim Åžah İsmail” diye bitiyor ve bu, “Åžah İsmail dışında bir baÅŸka Hatayi tarafından yazılmış” fikrini güçlendirmeye de yarıyor. Oysa “Delildir Åžah İsmail” diye bittiÄŸinde böyle bir durum ortadan kalkmış oluyor.
Bir baÅŸka örnek yine Nesimi’nin “DerviÅŸlik halindan baÅŸka” mısrasıyla baÅŸalayan ve bu kitaptan baÅŸka hiçbir yerde Åžah Hatayi mahlasıyla görmediÄŸim nefesidir. Ayrıca mahlas dörtlüÄŸünde üçüncü mısra eksik kalmıştır.
... ...
Åžah Hatayi’m der erlere Nesimi’yim der erlere
Yüzümü sürdüm yerlere Niyazım vardır pirlere
....................................... Dilin ile belalara
Bil mi dedim tâlip sana Gir mi dedim kardaÅŸ sana
(a.g.e s. 502-503)
Sayfa 471’de bulunan ve Pir Sultan’a ait olan, yine sadece bu kitapta “Åžah Hatayi” mahlasıyla gördüÄŸüm bir nefes; burdan yine sadece mahlas dörtlüÄŸünü ekliyorum:
... ...
Åžah Hatayim müslimleri yetirse Pir Sultanım hakikate yetirse
Yetirse de ayn-ı ceme getirse Dizi dize verip ha can otursa
Dizini dizine verip otursa Hak’kı seven canlarına murat yetirse
Doyunca yüzüne baksam ya Ali Doyulmaz darına dursam ya Ali
(a.g.e s. 471)
Åžah Hatayi’ye ait olduÄŸu nefesin içindeki sözlerden de belli olan ancak sayın ArslanoÄŸlu tarafından ÅŸüpheliler kısmına eklenmiÅŸ olan nefeslerden de bir iki örnek verelim. “Muhammed Ali’yi candan sevenler / Yorulup yollarda kalmaz inÅŸallah / ...” mısralarıyla baÅŸlayan bir nefesi var Åžah Hatayi’nin mahlas kısmını buraya ekliyorum.
...
Åžah Hatayi bu pend bize yeter a
Özünü katagör ulu divana
Mehdi şevki şu cihanı tutar a
Åžah kuluna sitem olmaz inÅŸallah
(a.g.e s. 462-463)
Benim burda dikkatimi çeken nokta sonu aslında “Åžah oÄŸluna sitem olmaz inÅŸallah” ÅŸeklinde olan mısra(lar) neden burda “Åžah kuluna sitem olmaz inÅŸallah” ÅŸeklinde yazılmış.
Bir baÅŸka örnekte de bazı anlam bozukluklarına sebebiyet veren yanlış yazımlar söz konusu, sadece bu yanlışlıkların olduÄŸu yerleri veriyorum:
Evvel baÅŸta Muhammed’e salavat Evvel baÅŸta Muhammed’e selavat
Duralım on iki imam aşkına Verelim Oniki İmam aşkına
... ...
Evliyalar bülbül olup yurdunda Evliyalar belli belli yurdundan
Dünü gün yüreÄŸim yanar derdinde Dünü günü yüreÄŸim yandı derdinden
Hasan Hüseyin’e olan derdinde Hasan Hüseyin evladının derdinden
Ağlayalım on iki imam aşkına Ağlayalım Oniki İmam aşkına
... ...
Mısır zenginleri sordu mafayı Meri zenginleri sürdü vefaya
... ...
(Bu dörtlük kitapta yok) Musa-i Kazım ÅŸu alemin doludur
İmam Rıza Hak’kın özge kuludur
Tastik gerçek aşıkların yoludur
Sürelim Oniki İmam aÅŸkına
Åžah Hatayi’m on iki imamı sayıp Åžah Hatayi’m Oniki İmam müsahip
Gerçek aşık olan can başın koyup Gerçek aşık olup can baÅŸa kıyıp
Medet mürvet deyip yüz yere vurup Medet mürvet deyip yüz yere koyup
Koyalım on iki imam aşkına Koyalım Oniki İmam aşkına
(a.g.e s. 456)
Yine bir baÅŸka örnek babamın defterinde Åžah Hatayi mahlasıyla bulunan, ancak kitapta hem biraz farklı, hem de Can Hatayi mahlasıyla bulunan bir nefes:
Diz çöküben zikr edelim (1) Diz çökelim canı dilden
Canı dilden illâllâh Hû Zikr edelim ol Allah’a
Yedi ceddin yarlıgamış Yedi ceddin yarlıganmış
Anınca illâllâh Hû Okuyunca İllallah
Bunda yanar imiÅŸ odlar (4) Burda olur her abatlar
Anda olurmuÅŸ heybetler Orda olur(muÅŸ) heybetler
Cehennem kapusun kilitler Cehennem kapısın kitler
Anınca illâllâh Hû Okuyunca İllallah
OkumuÅŸum dört kitabı (3) Dört kitabı okumuÅŸum
Âyet âyet ü harf be harf Ayet ayet harf be harf
Cümlesinden gürbüz erdir Cümlesinden ala imiÅŸ
Anınca illâllâh Hû Okuyunca İllallah
Başı yasdığa düÅŸünce (2) BaÅŸ yastığa düÅŸünce
Gezer imanın kastına Gelir iman üstüne
Şeytan ana zafer kılmaz Şeytan ona kar eylemez
Anınca illâllâh Hû Okuyunca İllallah
Can Hatayi’m hepisine (5) Åžah Hatayi’m hepisine
Andan ÅŸâhin tapusuna İndik Hak’kın tapusuna
Sekiz üçmak kapusuna Sekiz uçmak kapısına
Anınca illâllâh Hû Yazmışlardır İllallah
(a.g.e s. 431-432)
Karşılaştırıp hangsinin daha doğru ve orjinal olduğu konusundaki taktiri okuyucuya bırakıyorum.
Bu örneklerin bir baÅŸka türden olanı ise mahlası aslında “Hatayi olmadığı halde, Åžah Hatayi’ye ait olduÄŸu iddia ediliyormuÅŸ gibi sunulan nefesler. AÅŸağıda verilen bu türe bir örnektir:
...
Yücelerde olur ol huma kuÅŸu
Dostun muhabbettir aşıka işi
Pirim Hatayi’dir cümlenin başı
Didâr ile muhabbete aÅŸk olsun
(a.g.e s. 362)
Åžimdi bana da ilham olsa, bir nefes yazsam ve orda desem ki
“pirimdir Åžah Hatayi”
Herhalde kimse çıkıpta “bu Åžah Hatayi’ninmiÅŸ gibi gösterilen, ancak baÅŸkasına ait bir nefestir” diyemez. Çünkü zaten baÅŸkasına aittir. Bunu, nefesin içinde zaten görüyoruz.
Yine baÅŸka bir nefeste de böyle bir durum söz konusu:
...
Hatayi lakabım Caferi ismim
Bir levh üzerine yazıldı resmim
Batın madeninden oluptur cismim
Hikmet-i Hüda’ya uÄŸradım geldim
(a.g.e s. 359-360)
Benim ismim Cafer ve lakabım (mahlasım) Hatayi olsaydı yukardaki gibi deÄŸil, ÅŸöyle yazardım:
Hatayi lakabım Caferdir ismim
Bir levh üzerine yazıldı resmim
Batın madeninden oluptur cismim
Hikmet-i Hüda’ya uÄŸradım geldim
Belliki ozanın burda “Caferi ismim” demekle kastettiÄŸi ÅŸey, inancıdır. Onun için bu nefesin Åžah İsmail’e ait olduÄŸundan emin olamazsak da, Cafer adında var olmayan bir kiÅŸiye mal edilemez!
Yine Kul Himmet’e ait olduÄŸunu bildiÄŸimiz ve bu kitaptan baÅŸka hiçbir yerde Hatayi mahlasıyla görmediÄŸimiz nefesi de burdan karşılaÅŸtırmalı veriyorum:
Her sabah her sabah çığrışıp öten Divane gönlümüz geçmez güzelden
Mihrican ile handan yâ Ali Mehrin yer eyledi tende ya Ali
Benim ohumâğım sensin ezelden Benim arzumanım sensin ezelden
Çıkar mı cesetten candan yâ Ali Gitmez muhabbetin candan ya Ali
Seni candan sevenlerin cânısın Can içinden sevenlerin canısın
Aşıkları medh etmenin kânısın Aşıkları meth etmenin ÅŸanısın
Günahlara kalmaz cömert ganisin Noksana bakmazsın mürvet kanisin
Geçersin günahtan kandan ya Ali Geçersin günahtan kandan ya Ali
Sen mürÅŸidsin seçilmeyen müÅŸküle MüÅŸkülünü halledersin dostuna
Car deyince yetiÅŸirsin düÅŸküne Çağırdıkça eriÅŸirsin düÅŸküne
Kerbelâ’da yatan İmam aÅŸkına Kerbela’da yatan İmam aÅŸkına
İnayet umarım senden yâ Ali Åžefaat umarız senden ya Ali
Nice bin yıl evvel kandilde durdun Nice yüzbin yıllar kandilde durdun
Atanın belinden anadan geldin Atanın belinden anaya geldin
Cümle mahluku da gümana saldın Onun için halkı gümana saldın
BaÅŸ gösterdin binbir dondan yâ Ali Binbir dondan baÅŸ gösterdin ya Ali
Mârifet içinde bir ÅŸems-i kerim Tarikat içinde ÅŸemsi kamersin
Her sıfat ondadır hüsn-i kemâlin Hakikat içinde zat-ı kemalsin
İstemem cennetten göster cemalin İstemem cenneti göster cemalin
Hatayi geçince candan yâ Ali Kul Himmet geçemez bundan ya Ali
(a.g.e s. 353)
Bu ve buna benzer örnekler aslında o kadar çok ki, burdan hepsini vermem zaten yeterince uzun olan bu yazıyı kat be kat uzatacaktır ki, ben de bu yüzden burda göze en çok çarpan hatalardan örnekler seçtim. Ancak ÅŸunu da belirtmem gerek. Doksanlı yıllarda Nilüfer Akbal’ın “Miro” isimli albümünde “Gül Türküsü” adıyla ve Dersim yöresinden derlendiÄŸi belirtilmiÅŸ, Hatayi mahlasıyla sunulan bir nefes vardı. Aslında Nesimi’ye ait olduÄŸunu bildiÄŸimiz bu nefesin neden Åžah Hatayi’ye mal edildiÄŸini bilemiyorum. Kaldı ki bu tür hataları derleyenler de yapmaktadır. Bununla ilgili bir kaç örneÄŸi daha önce yazdığım bir yazı olan “İnternet ve Copy&Paste Alışkanlığı” isimli yazımda vermiÅŸtim. Çünkü daha çok günümüzde yapılan dikkatsizlik ve titiz çalışmaktan uzak davranışların sebep olduÄŸu bu tür hatalar, o türden nefesleri yeni duyan dinleyiciler için sanki tarihsel bir çeliÅŸki gibi görünebiliyor. Burda tabiki sorumluluk adına yazarın duruÅŸu ve titizliÄŸi çok önemli. Ancak bununla birlikte okuyucunun da okurken dikkatli olması gerekmektedir.
Son olarak yazarın alevi duruÅŸuna ters düÅŸen bir iddiası var onu da burdan vermeden geçmemek gerektiÄŸini düÅŸünüyorum. Mende mahlası taşıyan bir ozanın ve Åžah Hatayi’nin aynı mısrayla biten nefeslerinin mahlas kısmını verdikten sonra, (ki ÅŸöyledir Åžah Hatayi’nin nefesi:
Åžah Hatayi’m muhabbete bakarım
Men doluyum men dolana akarım
Güzel pîrim bir dert vermiÅŸ çekerim
Bir derdim var bin dermana deÄŸiÅŸmem
(a.g.e s. 336))
yazar ÅŸöyle devam etmektedir:
“Åžah İsmail Hatayî hem pîr, hem de mürÅŸittir. Onun baÅŸka bir pîre intisabı düÅŸünülemez. Halbuki aÅŸağıdaki dörtlüklerde Kul Hatayî, Abdal Musa’nın, Can Hatayî de Balım Sultan’ın derviÅŸi olduklarını söylüyorlar:” (a.g.e s. 336)
Yazar bunları söyledikten sonra mahlas dörtlüklerini vermektedir. Bunların Åžah Hatayi’ye ait olup olamamaları bir yana, benim asıl dikkatimi çeken nokta “Onun baÅŸka bir pîre intisabı düÅŸünülemez.” cümlesi olmuÅŸtur. Bu malesef yazarın alevi kızılbaÅŸ inancında var olan “El ele el Hak’ka” ilkesinden bihaber olduÄŸunu, yada büyük bir ihtimalle bildiÄŸi bu ilkeyi gözardı ettiÄŸini gösterir. Bizim inancımızda mürÅŸitsiz mümin olmaz! Her müminin bir mürÅŸidi olmalıdır. Bu ilkeyi Åžah İsmail’e ait olduÄŸunu kabul ettiÄŸiniz TaÅŸkent Nüshası’ndaki nefeslerde de görmek mümkün. Åžah Hatayi’nin pirsiz olduÄŸunu düÅŸünmek bir defa aleviliÄŸe aykırıdır. Muhammed Mustafa’nın mürÅŸidi vardı, ki o Cebrail’di. Hatta inancımızda belli bölgelerde mürÅŸit postunda oturan dedelerin darını görme iÅŸi kendi akrabaları olan baÅŸka mürÅŸitlerce gerçekleÅŸtirilmiÅŸtir. EÄŸer teknik olarak ulaÅŸmak mümkün olmamışsa, bu eksiklik, bu ÅŸekilde de olsa giderilmiÅŸtir.
Åžah İsmail Hatayi yüzyıllardır inancımızdaki, gerek cem ainlerinde okunan dualarıyla ve diÄŸer nefesleriyle, gerekse tarihe bıraktığı o yeri doldurulmaz haklı gerçekliÄŸiyle alevi yolu var olduÄŸu sürece var olacak, o kutsal yerini koruyacaktır. Bu cümleler ne duygusal bir haykırış ne de fanatik bir çırpınıştır. Bu, dünden bugüne gelen yolun, yarın nasıl devam edeceÄŸini bilme yeteneÄŸidir.
Åžah Hatayi’ye ait olupta bugün piyasada bilinmeyen ancak bir yerlerde gizli hazine misali duran nice nefeslerin var olabileceÄŸine inanıyorum. Mesela ne sayın ArslanoÄŸlu’nun ne sayın BirdoÄŸan’ın ve ne de bahsettiÄŸim “Åžah İsmail Hata’i Külliyatı”nda bulunmayan, ancak babamın arÅŸivinde bulunan Åžah Hatayi nefesleri olduÄŸunu biliyorum. Bunlar gibi baÅŸka yerlerde de bu tür nefeslerin olabileceÄŸi ihtimali zayıf bir ihtimal deÄŸildir.
Sözü yine Åžah Hatayi’ye ait, (TaÅŸkent Nüshası’ndan) bir önceki bölümde de verdiÄŸim bir güzel nefesle bitirelim:
Yer yok iken gök yok iken ta ezelden var idim
Gevherin yekdanesinden ileri pergar idim
Gevheri ab eyledim tuttu cihanı ser be ser
Yeri göÄŸü arşı kürsü yaradan Settar idim
Gah Hüseyin’le bile postumu soydu kadılar
Gah ol Mansur donuna girdim “Enel Hak” dar idim
Girdim adem donuna kimseler bilmez sırrımı
Ben o Beytullah içinde ta ezelden var idim
Onsekizbin aleme ben gerdiÅŸ ile gelmiÅŸim
Ol sebepten Hak ile sırdar idim serdar idim
Dünyasından ben O’nun sırrın bilirdim o benim
Deryanın altındaki saç kızdıran al nar idim
Ben Hatayi’yem Hak’kı Hak tanımışam bigüman
Onun için o yarattı ben O’na derkar idim
Åžu güzelim nefesdeki kemaletin sırrına erebilenlere aÅŸk olsun!
Dostlukla...
Bülent ALDEDE
10 Aralık 2010
 |