Şah İsmail Hatayi 2(Bir Çocuk Devlet Kuruyor)
Bülent Aldede
Salı, 28 Aralık 2010 18:52


 12 yaşında bir çocuÄŸun devlet kurma çabası, hele hele dört yanı katı sünni devletlerle çevrili bir ortamda kızılbaÅŸ bir devlet kurma çabası, olaÄŸanüstü bir durumdur. Normal koÅŸullarda bundan söz etmek bile inanılmaz gelir insanlara. Ancak Åžah İsmail mükkemmel bir bilgi ve görgü donanımına sahip bir bilge, bir savaÅŸçı, bir siyaset adamı ve hepsinden önemlisi bir YOL insanı olmuÅŸtur. O’nun için herÅŸeyden önemli olan YOLudur.

 Nitekim kendisi ülkelere hükmeden bir padiÅŸah olarak her zaman Ali’nin Kanberinin Kanberi olabilmekle övünmüÅŸ, bu mertebeye ulaÅŸabilmeyi bir lütuf saymış ve bu arzusunu birçok nefesinde dile getirmiÅŸtir.
 Åžah İsmail’le görüÅŸen, o dönemin batılı gezginleri bile ondan müthiÅŸ bir övgüyle bahsetmekten kendilerini alamamışlardır. Onun güzelliÄŸinden ve davranışlarındaki büyük soyluluÄŸundan büyük bir coÅŸkuyla bahsetmiÅŸlerdir. Åžah İsmail henüz 13 yaşındayken O’nunla görüÅŸen Caterino Zeno, Åžah İsmail’i ÅŸöyle anlatmaktadır: “Soylu bir duruÅŸ ve hakikaten krallara yakışır bir görünüm, gözlerinde bir ÅŸeyler vardı, ne olduÄŸunu bilmiyorum çok büyük ve hükmediciydi, onun bir gün büyük bir hükümdar olacağını açıkça gösteriyordu.  Ayrıca zihinsel meziyetleri de, güzelliÄŸinden geri kalmıyordu, seçkin bir dehaydı ve bu kadar genç yaÅŸta bu kadar yüce fikirler inanılmaz görünüyordu. Büyük bir zihin gücü vardı, çabuk kavrardı ve hiçbir çaÄŸdaşında bulunmayan bir cesarete sahipti.” BaÅŸka bir gezgin olan Angiolello, “dürüst, yakışıklı ve çok hoÅŸtu. Özellikle de efendileri için neredeyse ona tapıyorlardı.” (BektaÅŸilik Tarihi, John Kingsley Birge, ANT  Yayınları İstanbul , Türkçe 1. Baskı 1991, Sayfa 74).
 Angiolello’nun, dürüstlüÄŸüne vurgu yaptığı Åžah İsmail’in cesareti konusunda da çok örnekler mevcuttur. Özellikle arslan ve panter avlamaktan zevk aldığının, bu avlara da tek başına gittiÄŸinin tarihsel belgeleri vardır. Safevi tarihçisi Rumlu Hasan Åžah İsmail’in panter avı müjdeleyene bir at, arslan avı müjdeleyene ise bir eyerli at verilmesini emrettiÄŸini bildiriyor. Nejat BirdoÄŸan ise Åžah İsmail hakkında ÅŸunları söylüyor: “Bir kez, kesinlikle çok iyi bir eÄŸitim ve öÄŸrenim görmüÅŸtür. Bu eÄŸitim kavramında daha on iki yaşındayken deÄŸme babayiÄŸitlerin katlanamayacağı bir gövde dayanıklılığı bulunmaktadır. Bu yaÅŸta en kanlı boÄŸuÅŸmaların içine girip çıkmıştır. İyi bir dövüÅŸçü ve avcıdır. 1500 yılında Tercan-Sarıkaya’sında bir maÄŸarada yaÅŸayan ve insanlara saldıran bin (bir olması gerek. B.A.) ayıyı okla vurup öldürecek kadar bilekli ve yüreklidir. (Åžah İsmail Hatai YaÅŸamı ve Yapıtları, Nejat BirdoÄŸan, Kaynak  Yayınları, 2. Baskı 2001, Sayfa 22, ISBN: 975-343-320-4). Ayrıca aynı sayfada, konuyla ilgili dipnotta Nejat BirdoÄŸan Åžah’ın, ayı avladığını gösteren minyatürden ve tarihsel kaynaklardan da bahsetmektedir. Ancak Ahsenü’t Tevarih’de bir ayıdan bahsedilmektedir. Bu durumda büyük ihtimalle birincisinde, matbaa hatası sonucu “bir” yerine “bin” yazılmış olmalı. Yine bu bahsi geçen 1499/1500 yılları zaman aralığında, deÄŸiÅŸik entrikalarla ve oyunlarla Åžah İsmail ortadan kaldırılmak istenmiÅŸtir. Dört tarafı koyu sünni devletlerle çevrili olan Åžah’ın ve Dergah’ının düÅŸmanları boÅŸ durmamışlardır. Kimi zaman esir etmek için planlar yapmışlar, baÅŸaramamışlardır; kimi zaman balık avlarken denize atılmasını istemiÅŸlerdir fakat yine amaçlarına ulaÅŸamamışlardır. Åžah’ın cesaretinin bir baÅŸka örneÄŸi de BaÄŸdat seferi sırasında o civarda halkı varlığıyla rahatsız eden bir arslanı, orda Åžah’tan bu arslanı öldürmek isteyen genç savaÅŸçıların isteklerini geri çevirip, kendisinin gidip bir okla vurup öldürmesidir. Yine yukarda belirtildiÄŸi gibi avlanmayı, özellikle arslan ve benzeri yırtıcı hayvanları avlamayı, ve bu avlara da tek başına gitmeyi yeÄŸlemesi, en deÄŸme babayiÄŸitlerin bile bugün silahlarla bile yapmaktan ürkecekleri durumken o dönemde bunu bir okla yapması onun ne denli cesaretli olduÄŸunun baÅŸka bir kanıtıdır.
1500 yılının kışının çok çetin geçtiÄŸi deÄŸiÅŸik kaynaklarda bildirilmektedir: “İnsanlar soÄŸuktan kar üstüne düÅŸüp, kaçmaya ve uçmaya fırsat bulamayan kuÅŸları yakalayıp, yüce makama getiriyorlar  ve Hakan İskender  Åžan’ın ÅŸaşırmasına neden oluyorlardı, çünkü hiçbir dönemde soÄŸuk bu denli ÅŸiddetli olmamıştı.
O Hazret’in buyruÄŸuyla, askerler ve Hanedan’ın müritleri, kardan bir kale yaptılar. Gazilerin yaptığı bu kale, yükseklikte felek-ül eflak (eski gök bilgisine göre göÄŸün 9. katı. B.A.) ile yarış halindeydi. Üç taraftan kapı açtılar kalenin alt kısmında bulunan Hakan İskender Åžan, bir grubu da kalenin içinde görevlendirdi, baÅŸka bir gruba da iki taraftan kaleye saldırmalarını buyurdu. Kendisi de mutlu bir ÅŸekilde diÄŸer bir kapıdan saldırıp kaleyi ele geçirdi. (Åžah İsmail Tarihi (Ahsenü’t Tevarih), Rumlu Hasan, ArdÄ±ç  Yayınları, Baskı Åžubat 2004, Sayfa 39, ISBN: 975-7902-59-4).  Yukarıdaki alıntıdan da anlaşılıyor ki, Rumlu Hasan’ın, cesaretinden, fethettiÄŸi memleketler ve bilgisinden dolayı Hakan İskender Åžan diye adlandırdığı Åžah İsmail, o amansız kışta boÅŸ durmayıp, kardan kaleler yaparak askerlerine kalelerin nasıl kuÅŸatılıp fethedileceÄŸinin tatbikatlarını yaptırmıştır.
1501 yılında inanılması güç iki baÅŸarıya imza atan Åžah İsmail, bu baÅŸarılarıyla Tebriz’i baÅŸkent ilan edip Safevi devletini resmen oluÅŸturmuÅŸ oldu. Birincisi 7000 kiÅŸilik bir orduyla, sırf 20000’i süvari ve sadece 6000’i piyade olmak üzere 26000 kiÅŸiden oluÅŸan ve Safevilerin kanına susamış olan, Åžirvan hükümdarı ve koyu bir sünni olan Ferruhyesar’ı (aynı zamanda Åžah İsmail’in babasının da katilidir) ağır bir yenilgiye uÄŸratarak saÄŸlanmıştır. Hatta Ferruhyesar birçok kereler Åžah İsmail’i öldürtmek için, deÄŸiÅŸik kurnazlıklarla çabalarda bulunmuÅŸ, tehtidler savurmuÅŸ, Åžah’ın Åžirvan’a yönelmesi durumunda, babasının başına gelenin kendi başına da geleceÄŸini bildirmiÅŸtir. Bütün bunlardan sonra savaÅŸ kaçınılmaz olmuÅŸtur. SavaÅŸ meydanında müthiÅŸ bir çatışmadan sonra, üstün gelen Åžah’ın gazileri olmuÅŸtur. Bu inanılmaz baÅŸarıdan sonra, kaçarken yakalanıp gaziler tarafından başı kesilen Ferruhyesar’ın bedeni yakılmış ve sonrasında ele geçirilen zengin Åžirvan hazinesindeki tek altına bile dokunulmadan hepsi Ceyhun nehrine dökülmüÅŸtür. Ve bütün bu baÅŸarıları saÄŸlayan kiÅŸi, o tarihte henüz 14 yaşında olmasına raÄŸmen, peÅŸinde insanların koÅŸtuÄŸu, yolunda en civan babayiÄŸitlerin gözünü kırpmadan ölüme gittiÄŸi ve Anadolu’dan kızılbaÅŸların akın akın, 2. Bayezit’in gitmemeleri ve gidenlerin siyaset edilmeleri (idam edilmeleri B.A.) yönündeki fermanlarına raÄŸmen, kendisini görmeye geldiÄŸi, kutsal sayılan bir ziyaretgahdır aynı zamanda. Bahsi geçen diÄŸer inanılması güç baÅŸarı ise Akkoyunlu emir Elvent’le yapılan savaÅŸtır. Bu savaÅŸtaki baÅŸarıyı anlatabilmek için Rumlu Hasan’dan alıntı yapmanın en doÄŸrusu olacağını düÅŸünüyorum. O savaÅŸtan önce Emir Osman’la girilen mücadelede Emir Osman’ın yenilmesini anlattıktan sonra ÅŸöyle devam ediyor:  “Bu yenilginin haberi, Emirzade Elvend’e ulaşınca, aÄŸaçlardaki yapraklar kadar çok ve yaÄŸmur damlaları gibi sayısız askerle çelik yelekli ve taÅŸ yürekli dağı andırırcasına, büyük gürültü ile Çukursad’a yöneldi. EÅŸkiyalıkta yer alarak, otuz bin savaÅŸçı atlıyla, zaferi ilke edinmiÅŸ Hakan’a (Åžah İsmail B.A.) karşı savaÅŸa karar verdi. DiÄŸer yandan Hakan Hazretleri de Tanrı’nın onayıyla çoÄŸunun doÄŸru dürüst giysisi bile olmayan yedi bin atlıyla, düÅŸmanın karşısına çıktı.”
...
“DiÄŸer yandan Emirzade Elvent de haydut askerlerini düzenlemeye koyuldu. Onun buyruÄŸuyla ordunun develeri toplatıldı ve zincirlerle birbirine baÄŸlandı. SavaÅŸ meydanından kaçışları önlemek için develer ordunun arkasında sıraya dizildiler.” ...  “O öldürücü ordu, yaÄŸmur damlalarını ve aÄŸaç yapraklarının sayıları kadar çok olan askerler, kalabalık olmayan bir grup karşısında, sonbahar  yaprakları ve Nisan yaÄŸmuru gibi çevreye dağıldılar.” ... “... Elvent de savaÅŸ meydanından Erzincan’a doÄŸru kaçtı. Akkoyunlu kavminin yaÅŸam güneÅŸi, yok olma sınırına vardığı için, o savaÅŸtan kaçanlar, develerin sırasına vardıklarında kurutuluÅŸ yolunu kapalı buldular.” (Åžah İsmail Tarihi (Ahsenü’t Tevarih), Rumlu Hasan, ArdÄ±ç  Yayınları, Baskı Åžubat 2004, Sayfa 71, 72, 73, ISBN: 975-7902-59-4).  Bu zaferden sonrasını ise ÅŸöyle anlatıyor Rumlu Hasan:  “... O Hazret de son derece ululukla, saltanat ve yüce padiÅŸahların hilafet merkezine yerleÅŸti. Adalet ve ululuk güneÅŸinin ışınlarıyla, o vilayeti zulmün karanlığından ve FeleÄŸin, düzensiz Türkmen yayına koyduÄŸu, olaylar okunun zararlarından kurtardı. (Åžah İsmail Tarihi (Ahsenü’t Tevarih), Rumlu Hasan, ArdÄ±ç  Yayınları, Baskı Åžubat 2004, Sayfa 73, ISBN: 975-7902-59-4). Åžah İsmail’in tahta çıktıkan sonraki ilk eylemlerinden olan 12 İmamlar adına hutbe okutması, ezanda önceki bir tarihte var olduÄŸu halde çıkarılmış olduÄŸu söylenen, “ ve Ali’yyen Veliyullah”  ve yine çok sert bir eylem olarak görülen Ebu Bekir, Ömer ve Osman’a lanet edilmesini emretmesine dair kısımları da yine alıntı yaparak açıklamanın daha doÄŸru olacağını düÅŸünüyorum: “Tahta çıkışının ilk döneminde, memleketlerin hatiplerine On İki İmam adına, ki hepsine selam olsun, hutbe okumalarını buyurdu. BeÅŸ yüz yirmi sekiz yıl önce, Selçuk oÄŸlu Mikail oÄŸlu Sultan TuÄŸrul Bey’in geliÅŸinden ve Besasiri’nin kaçışından sonra, islam beldelerinden kaldırılan, “EÅŸhedü Enne Ali’yyen Veliyullah ve Hayyı ala Hayrul Amel” sözlerinin ezana eklenmesini buyurdu. Ayrıca çarşı pazarda, Ebubekir, Ömer ve Osman’ın kötülenmesi ve la’netlenmesi ve buna karşı gelenlerin de baÅŸlarının koparılması için buyruk verdi.”   . (Åžah İsmail Tarihi (Ahsenü’t Tevarih), Rumlu Hasan, ArdÄ±ç  Yayınları, Baskı Åžubat 2004, Sayfa 74, ISBN: 975-7902-59-4).
Bunlar günümüzde fazla sert olan eylemlerdir ki, günümüz için anlaşılması mümkün deÄŸildir. Ancak o günün koÅŸullarını genel olarak ele alıp bakıldığında, hele hele sünni islam tarafından hesapsız sorgusuz, sayısız kızılbaşın yıllar yılı katledildiÄŸi düÅŸünüldüÄŸünde, kızılbaşın kendi başına geleni savunacak bir aygıttan, hakkını arayabileceÄŸi bir devlet hukukundan yoksun bırakıldığını gördüÄŸümüzde, 14 yaşındaki Åžah İsmail’in bu eylemleri o günün koÅŸulları için anlaşılabilir eylemlerdir. Zaten kurulan bu yeni devletin her tarafı bir anlamda düÅŸmanlarla çevriliydi. Çünkü çevresindeki bütün devletler koyu sünni devletlerdi ve bu koyu sünni devletler 14 yaşındaki bu genç adamın bu kadar sevilmesinden ve kurduÄŸu kızılbaÅŸ devletinden çok rahatsız oluyorlardı. Bütün bunların yanı sıra, bu yeni devletin yönetim anlayışında da önemli farklar mevcuttu. HerÅŸey bir yana, devletin başındaki padiÅŸah çok sevilen, kutsal sayılan ve Peygamber soylu bir seyid olduÄŸuna inanılan, emri altındaki halkın kendisine isteyerek baÄŸlı bulunduÄŸu bir padiÅŸahtı. Oysa diÄŸer devletlerde durum bunun tersiydi, belli bir kesim yada sınıf, halkı soyup soÄŸana çeviriyor ve o halka zulüm yapmaktan geri durmuyordu. Ve yine ÅŸu cümleyi söylediÄŸimiz sıra yanlış birÅŸey söylemiÅŸ olmayacağız:
Hiçbir dönemde, hiçbir padiÅŸah Åžah İsmail kadar sevilmemiÅŸtir.

Bülent ALDEDE

Yorumlar (0)add comment

Yorum yaz
daha küçük | daha büyük

security image
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy
 
renginzreklam
English French German Turkish

Radyo Dinle

radyo soÄŸucak dinle soÄŸucak facebook grubumuz

Destekleyenlerimiz

Soğucak Köyü Reklam

Ziyaret

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün587
mod_vvisit_counterDün931
mod_vvisit_counterBu Hafta6327
mod_vvisit_counterGeçen Hafta7724
mod_vvisit_counterBu Ay20264
mod_vvisit_counterGeçen Ay33837
mod_vvisit_counterToplam789506

Yol Tv Online İzle

Elbistan Yerel Haber