İnternet ve Koyala & Yapıştır Alışkanlığı
NazımHikmet
Perşembe, 02 Eylül 2010 21:23

İnternet günümüzün iletiÅŸiminde büyük kolaylıklar sunan bir bilgi alış veriÅŸi ortamıdır. Ancak herÅŸeyde olduÄŸu gibi internette de doÄŸru ve temiz bilgiye ulaÅŸabilmek, aslında biraz seçici olamadığınız zaman oldukça zordur. Hele hele günümüzde, bilgisayarınız güncel bir güvenlik sistemine sahip deÄŸilse, daha internete baÄŸlandığınız anda bile bilgisayarınıza, bazı virüslerin bulaÅŸması kaçınılmaz olabiliyor. Bıunların adları trojaner, adware, malware, spyware vb. olabiliyor ki, hepsine kısaca virüs demek yanlış deÄŸildir. Ancak burda anlatmak istediÄŸim asıl konu, internet denen elektronik ortamın aslında makinalardan çok insanlar için ne kadar da tehliklerle dolu olduÄŸudur.

 

 

 

 

Önceki sene yapılan bir araÅŸtırma, internette *orno sayfaların en çok Türkiye’liler tarafından ziyaret edildiÄŸini ortaya koymuÅŸtu. cinsellik fukarası ve aptal insanların ne kadar tehlikeli olabileceÄŸini gösterir bir fotoÄŸraftır bu aslında. Sözde müslüman Türkiyelilerin içler acısı tablosunu bu açıdan da gösteren bir istatistik. Zaten bir kısmı için hiç sorun deÄŸil: Ne türden olursa olsun, yaÅŸanan bir boÅŸalmadan sonra, gusül alındıktan sonra tertemiz(!) oluveriyorsun! Ki her zaman bu böyle olmuÅŸtur. Tabuların olduÄŸu yerde zamanında da nice insanlar karanlık ve kapalı dehlizlerde saldırılara uÄŸramış ve sonra namus temizleme adı altında yaÅŸamlar söndürülmüÅŸtür.

 

Bilgisayarınızda profesyonel bir Firewall (giriÅŸ çıkış kontrolü) olsa bile, arama motorlarından birinde “se*” yada “*orno” gibi bir kelimeyi girdiÄŸiniz zaman karşınıza yaÅŸ kontrolü yapmadan giriÅŸ izni veren, bunun sonucu direk ulaÅŸabileceÄŸiniz, birçok sayfa herkese açık ulaşılabilir, video ve fotoÄŸraf içerikleriyle mevcuttur. Bu özellikle çocuklarımız için anlatılamaz tehliklerle dolu sonuçlar üretebilecek bir alandır. Onun için herkese tavsiyem, bilgisayarınızda belli bir yaşın altındaki çocuklarınızın kontrolsüz internete girmelerine lütfen izin vermeyiniz. Özellikle küçük çocuklara (11 ve 16 yaÅŸ arası) musallat olan bazı sapıklar internette bu tür açıklıklardan ve chat ortamlarından (MSN, Facebook ve ICQ gibi) faydalanarak, özellikle kız çocuklarını kandırıp onların yaÅŸamlarını karartabiliyorlar, bunlarla ilgili sayısız uyarılar ve kriminal dosyalar dünyanın heryerinde mevcuttur.

 

Türkiye’nin bu konuda sicili oldukça kirlidir. Daha düne kadar sırf rayting için insanlara televizyonun bilgilendirme amaçlı ne kadar faydalı birÅŸey olduÄŸunu empoze edip durdular. Oysa televizyonu sabahtan akÅŸama kadar izleyen toplumlar, toplum özelliÄŸini yitirmiÅŸ yığınlara dönüÅŸmüÅŸlerdir. Bu dünyanın her tarafında böyledir. Emperyalist sistemlerin halkları uyuÅŸturmada kullandığı en önemli araçlardan biridir televizyon. Ama Türkiye’de insanlara bunu anlatmak mümkün deÄŸildir. Hala konuÅŸurlarken, “Efendim bilgi çağında yaşıyoruz, artık televizyonsuz ev kalmamıştır. İnternet de büyük bir hızla yaygınlaÅŸmaktadır.” diye tevatürler dizmektedirler. İşin en komik tarafı bunu bir kısım kendisini marxist diye lanse eden bazı sözde solcularda da görüyorsun. İşte bu durum en acısı oluyor. Kendisine marxistim diyen birinin sistemin ekmeÄŸine nasıl yaÄŸ sürdüÄŸünü görüyorsun. İnternet ve televizyon kendi baÅŸlarına masum olsalar bile Engels’in dediÄŸi gibi: “EÄŸemen güçler var

oldukça, bilimde yada teknolojide yapılan en masum bir geliÅŸme bile, yine bu eÄŸemen güçler tarafından ezilenlere karşı *ilah olarak kullanılmıştır, kullanılacaktır.”

Öbür taraftan bu internet sayfalarının kullanışlı oluÅŸturulması da (ergonomi) ayrı bir konu. Elin oÄŸlu bir internet sitesi (Web site) oluÅŸturduÄŸu sıra bazı temel kurallara uyup, en azından bir ergonomik yapıya sahip internet sitesi ve bu sitenin sayfaları arasındaki eriÅŸimi kolaylaÅŸtıran bir yol gösterici (Navigation) oluÅŸturmaktadır. Bazı türkiye sitelerine girdiÄŸin sıra hiçbir kurala uyulmadığını, reklamların ve göz alan renklerin rahatsız ettiÄŸi karman çorman bir site görürsünüz ki, bu sayısı çoÄŸunlukta olan siteler için geçerlidir. Bazı ziyaret ettiÄŸiniz resmi sayılabilecek sitelerde de durum malesef aynıdır. Bu tabi iÅŸin teknik boyutundaki kirlenmenin fotoÄŸrafıdır. İnsanların nasıl kirlendiÄŸi ise, daha da acı bir durumdur.

 

Bugün google gibi internet devleri, sizlerin yaptığı aramalardan bile nelere ilgi duyduÄŸunuzun, hangi marka arabaya meraklı olduÄŸunuzun, hangi tür alışkanlıklara sahip olduÄŸunuzun, hangi ayakkabıyı giydiÄŸinizin bile istatistiklerini bilgisayarınız aracılığıyla yapmakta ve bu anlamda piyasayı bile yönlendirebilmektedir. Aynı ÅŸekilde sizlerinde alışkanlıkları kontrol edilebilmekte ve sizlere de düÅŸen rolü oynamanız saÄŸlanmaktadır. Bu da o sözde marxist geçinen arkadaşın anladığının tersine emperyalist sistemin çarkının güçlenmesine, daha da acımasızlaÅŸmasına yarıyor. Sana da o internet ortamında birkaç satır yazabiliyor ve paylaÅŸabiliyorsun diye, yada birkaç sayfayı ziyaret edebiliyorsun diye büyük bir nane olmuÅŸsun hissi veriyor ve sen de kendini çok akıllı sanıp ÅŸiÅŸinip duruyorsun!

Bugün ben de dahil olmak üzere birçok insanın Facebook’da bir üyeliÄŸi mevcuttur. Oysa Facebook’a verdiÄŸimiz bilgilerin facebook tarafından, istedikleri zaman istedikleri gibi kullanılabileceÄŸini, birçoÄŸumuz bilmiyoruz bile. Hele hele bazı ayarları nasıl yapacağımızı bilmezsek, Facebook gibi birçok tanışma ve arkadaÅŸlık sayfalarının bu özel bilgilerimizi hangi ÅŸiirketlere, kurumlara ve ortamlara hiç sormadan sunduÄŸundan haberimiz bile yoktur. Bir ÅŸirkete iÅŸbaÅŸvurusunda bulunan biri ÅŸirketteki ÅŸefler tarafından sadece kendisinin bildiÄŸini sandığı bir hobisinden yada alışkanlığından dolayı bir soruyla karşılaÅŸtığı sıra bu sorunun neden ve nereden geldiÄŸini bile anlamadan ÅŸaşırıp kalabilmektedir. Bir ara yine Facebook’ta bir tanıdığı çok özel bilgilerini (adres telefon gibi) Facebook’da paylaÅŸtığı için uyarmıştım, ancak o buna alınıp, arkadaÅŸlığımıza son vermiÅŸti.

 

Bir düÅŸünün: 1980 faÅŸist darbesi sırasında aranana bir insanın üzerinde bir adres yada telefon çıktığında, o adrestekiler yada o telefonun sahibi olan kiÅŸi yada kiÅŸiler de en azından fiÅŸleniyor, ama çoÄŸunluka dayaktan geçebiliyor, yada iÅŸkence seanslarında faÅŸist darbecilerin, faÅŸist bekçileri tarafından kanları emilebiliyordu. Ama bugün durum öyleki, öyle birÅŸey olsa, herhalde bu durumdan kendini sıyırabilecek kimse kalmazdı.

Åžimdi de gelelim internet ortamının bize sunduÄŸu bilgi ve kaynaklara. Bu konu da oldukça çetrefil bir konu. Çünkü bu da, o bilgiyi internete koyan kiÅŸinin titizliÄŸine ve vicdanına kalmış. Belli bir yüzde söylemek mümkün deÄŸil ama, durumu anlatabilmek için ÅŸöyle söyleyeyim: İnternette ulaşılan bilgilerin yüzde doksandan(?) fazlası yanlışlarla dolu ve sakattır.

 

Bilim çevrelerinde internetteki bilgiler birincil derecede kaynak sayılmazlar ve o konuda araÅŸtırıcının oldukça dikkatli olması gerekmektedir. Bilimsel yazılarda kullanılacak kaynaklar ismi ve ISBN numarası ile baskı sayısı verilmiÅŸ kitaplar, bilimsel yazılar ve çalışmalar (yine döküman numaralarıyla birlikte), o konuda söz sahibi olan dergiler ve diÄŸer yayınlar. İnternet kaynak olarak kullanıldığında ise sayfanın en azından bir resmiyetinin olmasına ve kaynak olarak kullanılan internet sayfasının kullanıldığı tarihin de mutlaka verilmesine dikkat etmek gerekir. Çünkü internet dinamik bir ortam olduÄŸundan, bugün kaynak olarak sunulan internet sayfası yarın olmayabilir, yada deÄŸiÅŸmiÅŸ olabilir, bunlara dikkat etmek gerekir.

Åžimdi gelelim bizim yazar çizer takımında gördüÄŸümüz hallere. Günümüzde birçok insan yazdığı yazılarda, ki bazı yerlerde kelimelerden vaz geçtik paragraflar bile kendilerine ait deÄŸildir, internetten bir yerlerden “Copy&Paste” (Kopyala ve Yapıştır) alışkanlığıyla ordan burdan araklayıp, kendisine aitmiÅŸ gibi sunmaktadırlar. Bunu yaparken zaten bir kontrolden geçirme söz konusu olmadığı için, sonra yalanları ve yanlışları ortaya çıktığında, copy&paste alışkanlığıyla bunu yaptıklarını itiraf edemediklerinden kıvırıp dururlar.

 

Beni yakından tanıyan dostlarım ve arkadaÅŸlarım bilirler ki, ben bir kitap okuduÄŸum sıra, eÄŸer bu kitap bir roman deÄŸilse, o kitapla ilgili notlar alırım. Ancak o kitapları daha çok yollarda okuduÄŸumdan, aldığım bu notlar için kitabın ön ve arka sayfalarındaki boÅŸ sayfaları kullanırım ve kitabın içinde önemli bulduÄŸum yerlerde direk üstüne notlar alırım ve satırların altını çizerim. Yanlış bulduÄŸum düÅŸüncelere bir iÅŸaret yada bir cümleyle katılmadığımı belirtirim. ErdoÄŸan Çınar’ın “AleviliÄŸin Gizli Tarihi – Demirin Üstünde Karınca İzi-“ isimli kitabını okurken bu türden bana trajikomik gelen çok noktalar vardı ve bunlara birer iÅŸaret ve cümleyle katılmadığımı belirten notlar aldım. Ancak ErdoÄŸan Çınar kitabında, bizim Sinemilli Dedelerinin ArÅŸivlerinde de bulunan, yine bir Sinemilli Dedesi olan Mehmet Mustafa Dede’den derlenen (daha doÄŸrusu onun okuduÄŸu kasetten alınan) Sabahat Akkiraz’dan KardeÅŸ Türkülere kadar birçok sanatçı ve grubun seslendirdiÄŸi “Åžahı Merdan CoÅŸa Geldi Sırrın AÅŸikar Eyledi” isimli Sefil Ali’ye ait nefesi, orda bahsedilen kiÅŸinin Hz. Ali olmadığını ispata çalışırken sunmuÅŸ. 

 

Nefesin bizim pirlerimizin arşivlerinde bulunan şekliyle birinci kıtası şudur:

Şahı Merdan coşa geldi sırrın aşikar eyledi

YaÄŸmuru yaÄŸdıran benim diye Ömer’e söyledi

Ol demde ÅŸimÅŸek balkıyıp yedi sema gürledi

Hem sakidir hem bakidir nuri rahmanım Ali

 

Ancak ErdoÄŸan Çınar “doÄŸrusu bu mudur” diye araÅŸtırma gereÄŸi bile duymadan birinci kıtasını aynen ÅŸu ÅŸekil yazmış:

Şahı Merdan coşa geldi sırrın aşikar eyledi

YaÄŸmuru yaÄŸdıran benim diye Ömer’e söyledi

Ol dem ÅŸimÅŸek yalabıdı yedi sema gürledi

Hem sakidir hem bakidir nuri rahmanım Ali

 

(ErdoÄŸan Çınar: AleviliÄŸin Gizli Tarihi Kalkedon Yayınları 2009 ISBN :9944-115-05-3 11. Baskı Sayfa 58)

 

O kadar tuhaf gelmiÅŸ ki bana bu söz, aynen ÅŸu notu düÅŸmüÅŸüm: “Yalabıdı ne demek yahu?”

Türkçe hiçbir sözlükte karşılığını bulamadığım, yalabıdı kelimesinin yine aynı nefesten bahseden İrené Melikoff’un bir yazısından Cahit Korkmaz’ın ingilizceden yaptığı bir çevirisinde rastlamak mümkün oldu ki, bunu internetten buldum. Sanırım ErdoÄŸan Çınar’da bir çeÅŸit copy&paste alışkanlığıyla bunu böyle yazmış ve hiç anlamını sorma gereÄŸi bile duymamış. Kaldı ki Sabahat Akkiraz ve KardeÅŸ Türküler de bunu orjinal sözleriyle okumuÅŸlardır.

Hazır yeri gelmiÅŸken bu konuda yapılan bazı bariz hatalardan bahsetmek istiyorum: Sinemilli Dedeleri’nin arÅŸivleri aÅŸağı yukarı birbirlerine benzerdir. Ta zamanında rahmetli Ruhi Su’dan, Arif SaÄŸ’a, Musa EroÄŸlu’ndan Aynur HaÅŸhaÅŸ’a, Sabahat Akkiraz’a ve daha birçok sanatçıya kadar, gidip ordan Dedelerden nefesler derlemiÅŸler ve albümlerinde okumuÅŸlardır. Ben babamın arÅŸivini elektronik ortamda yeniden yazarken (oldukça geniÅŸ, bilgisayarda bile 200 sayfadan fazla yer kaplayan bir arÅŸivdir) gördüm ki, gerek alevi Hak Ozanları’nın divanları ÅŸeklinde yayınlanan kitaplarda, gerek sanatçıların okudukları nefeslerde bariz hatalar yapılmakta, nefeslerin bu ÅŸekilde anlamları bozulmaktadır. Birkaç örnekle somutlaÅŸtıralım:

 

1. Okunan: ...

Özüm keskindir kılıca (anlam bozukluÄŸuna sebep oluyor)

Dağları da kış incidir.

DoÄŸrusu: ...

Ruzi kasım sert kılıçtır (Kasım günleri demektir “soÄŸuÄŸa vurgu yapılıyor”)

Dağları da kış incidir (incitir anlamında)

2. Okunan:

Irgatın oduna yandım tutuÅŸtum (Irgat iÅŸçi demektir sonraki mısrayla bir ilgisi yoktur)

...

DoÄŸrusu: Firkatın oduna yandım tutuÅŸtum (Firkat ayrılık anlamında bir sözcük)

3. Okunan: ...

Koymayan delidir zarın içinde

...

DoÄŸrusu: ...

Koyma endelibi zarın içinde (endelib yada andelib bülbül yada aşık demektir)

...

Bu örnekler o kadar çoktur ki, bunlarla sayfalar doldurulabilir. Mesela Åžah Hatayi’nin “Kem damarlardan beriyim” mısrasını “Kem damarlardan biriyim” ÅŸeklinde okursanız, bu aslında Åžah Hatayi’ye hakaret etmek olur.

Bu copy&paste alışkanlığı o kadar geliÅŸtirilmiÅŸtir ki, kendilerine internet siteleri oluÅŸturan bazıları, yada kendilerini tatmin etmek amaçlı yazı yazan bazı mahlukatı muammalar, bir taraftan küfürler savururken belli baÅŸlı ideolojilere yada kiÅŸilere, öbür taraftan onların kaynaklarından, onlara yasal olarak da ait olan bilgileri copy&paste ederek kullanmaktan zerre kadar da utanç duymamaktadırlar. Yalan yanlış haber ve bilgiler

vermekten çekinmemektedirler. Yada bazı böyle dar alanda kendini tatmin amaçlı yazan siteler oluÅŸturan bazı zavallılar, istek dışı newsletter (bilgilendirme iletisi) göndererek bizleri kendi seviyesine inelim diye edepsizlik kelimesinin bile yanında masum kaldığı türden tavırlara girmektedirler. Kendi adıma eÄŸer bunlara uysaydım, ki onların istediÄŸi zaten buydu ve bu yönlü çabaları da hala devam etmektedir, ÅŸimdi kendimden utanacak bir yerde olurdum. Açıkçası, ben bunların yerinde olsam, utancımdan, o kalemi elime alıp yazı bile yazmam! Çünkü yaÅŸamda ve bilgide araklanan, çalınan hiç birÅŸey çalana mal olmaz ve eninde sonunda o iÅŸ, rezaletle ve utanç lekesiyle biter.

 

Geçen sene kablosuz baÄŸlantı türlerinden biri olan, Bluetooth üzerine bir seminer hazırlamam gerekiyordu ve bu konuda gerekli kaynakları aldıktan sonra bir de internetten bakınırken, gözleri mas mavi, aÄŸzında mavi diÅŸe benzetilmiÅŸ bir emzik bulunan ve fotografta ismi “Bluetooth Jana” konmuÅŸ bir bebek fotoÄŸrafı gördüm (Bluetooth Mavi DiÅŸ demektir tarihsel kökleri olan bir isimdir, bu yazının konusu olmadığı için, iÅŸin o kısmına girmiyorum). Bu fotoÄŸrafı seminerimde kullanmak istedim. Ancak bu konularda copy&paste alışkanlığımız olmadığı için, fotoÄŸrafı direk alıp kullanmak yerine, ki kimsenin ruhu bile duymazdı, baktım ki, sahibi İsviçreli bir kiÅŸi kendisine e-maille yazıp, fotoÄŸrafı seminerimde kullanmamın bir mahsuru olup olmadığını sordum. Bu ÅŸekilde sormam, o kiÅŸinin hoÅŸuna gittiÄŸi için bana fotoÄŸrafın çözünürlüÄŸü daha yüksek olan orjinalini gönderdi. Bende seminerimi sunduktan sonra fotoÄŸrafı kullandığım presentation (sunum) folyelerinden oluÅŸan dosyayı kendisine gönderdim.

 

Yani kısacası insanlarla birÅŸeyler paylaşırken, eÄŸer bu paylaÅŸtıklarımız, inandıklarımız, düÅŸüncelerimiz ve insani sermayemize katkı sunacak deÄŸerlerimizse, bunun için herÅŸeyden önce yapmamız gereken ÅŸey, dürüst ve samimi bir duruÅŸa sahip olmamızdır. EÄŸer dürüst deÄŸilsek, istediÄŸimiz kadar popüler olalım, istediÄŸimiz kadar arkamızda buna inanacak kadar bilgi ve deÄŸerlendirme gücünden yoksun insanlar olsun, sonu, yukarıda da belirttiÄŸim gibi rezalettir. Yukarıda kitabından örnek verdiÄŸim ErdoÄŸan Çınar’ın bendeki kitabı 11. baskısıydı. Bende baÅŸka kitaparı da var ve onlarda çok baskılar yapmış kitaplardır. Yani bu kitaplarla ErdoÄŸan Çınar hem popüler hem de zengin olmuÅŸtur. Ancak geçen yazımda bahsettiÄŸim, tarihsel kaynaklarla oynadığına dair iddialar gerçek ise (ki gerçek gibi görünüyor, yoksa bunu kimse göze alıpta, bu skandalları kitaplaÅŸtırmaz), o zaman bunca kitap satışından ve insanları kandırmadan sonra ortaya çıkan ÅŸey: REZALET ve UTANÇ demektir.

 

Her zaman vurgu yaptığımız ÅŸey dürüst ve samimi olmak, herÅŸeyin çözümü burdan baÅŸlıyor.

 

Dostlukla...

Bülent Aldede

03 AÄŸustos 2010

Yorumlar (0)add comment

Yorum yaz
daha küçük | daha büyük

security image
Lütfen görüntülenen karakterleri yazınız


busy
 
renginzreklam
English French German Turkish

Radyo Dinle

radyo soÄŸucak dinle soÄŸucak facebook grubumuz

Destekleyenlerimiz

Soğucak Köyü Reklam

Ziyaret

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün105
mod_vvisit_counterDün596
mod_vvisit_counterBu Hafta1928
mod_vvisit_counterGeçen Hafta24600
mod_vvisit_counterBu Ay19417
mod_vvisit_counterGeçen Ay112905
mod_vvisit_counterToplam579053

Yol Tv Online İzle

Elbistan Yerel Haber