|

Aramızdan ayrılalı kaç yıl oldu bilemiyorum. BildiÄŸim tek ÅŸey, özlemim her gün biraz daha artarak doluyor yüreÄŸime evlerimiz hep yanyanaydı. BitiÅŸikti, hep kardeÅŸ gibiydik. Candan arkadaÅŸ olarak büyüdük, aynı acıları, aynı sevinçleri paylaÅŸtık.
Sevdalarımız aynıydı, özlemiÅŸem Kastal’lı kardeÅŸlerim. GezdiÄŸim daÄŸlarda, yaylalarda, pınarbaÅŸlarına hep desen oyup, ÅŸiir ve adlarımızı yazardık. Düz kayalara gelen geçen okusun, dostluÄŸumuzu, kardeÅŸliÄŸimizi hatırlasın diye.
Sevgili Kastal’lı dostlarım, Paris’te hiçte hayatım deÄŸiÅŸmedi, hep aynı ÅŸeyleri yaÅŸayıp duruyoruz. Her sabah insanlar iÅŸe gitmek için koÅŸturur dururlar. Zamanında iÅŸe varabilmek için itiÅŸ, kakış yapıp üst üste metrolara binip iÅŸe yetiÅŸmeye çalışıyorlar.
Ekmek davası, biz buralarda yabancıyız. EndiÅŸe ve korku dışında hiç bir duyguyu gerçek anlamda yaÅŸayamıyoruz. Sabah saat 5,30’da yola çıkarız, akÅŸam saat 20’de ancak eve varırız. Artık robotlaÅŸtık, durumumuz böyle, bugün canım çok sıkılıyor. Onun içindir ki sizlere mektup yazmaya karar verdim.
Sevgili dostlarım, sizleri ve köyümüzü çok özledim. Yazın buz gibi akan köyümüzün suyunu, hele derelerde akan suyun aynasında saçını tarayan genç kızları. Kara koyununun kuzusunu, o meleyiÅŸini, melun, melun bakışını, rahmetli Koco amcamın (Koca RaÅŸo) o buruÅŸuk saf temiz yüzünü, umut dolu gözlerini. DüÄŸünlerde yaptığı o güzel oyunları, hep beraber gülerdik. Tiyatrocumuzdu, köyümüzün usta oyuncusuydu, namı diyarları aÅŸmıştı.
ÖzlemiÅŸem, her sabah kurulmuÅŸ bir saat gibi zamanında öten horozların sesini, ninelerimizin nasırlı ellerini, tezek kokularını. Hele yazın buÄŸday yıkayan kınalı gelinlerin ellerini. Burnunda sümük akan çocukları, anneleri iÅŸlerinden başını kaldıramadığı için aÄŸlayan bebeklerin seslerini. Ak sakallı dedelerimizi, hele derelerde rengarenk çicekleri.
Çok özlemiÅŸem saç ekmeÄŸi ile soÄŸan çökelek yemeyi, hiç unuturmuyum sabah boraniyi, akÅŸam boraniyi. ÖzlemiÅŸem boraniyi. Nakış, nakış iplik iÅŸleyen, kilim dokuyan elleri. Köy ortasında bir araya gelince gençlerin dedikodusunu yapan genç kızları. Hele yaÄŸmur yağınca buram, buram kokan toprak evleri özlemiÅŸem dostluÄŸu, dayanışmayı, insanlığı, kardeÅŸliÄŸi, özlemiÅŸem birbirlerine yardım eden ekmeÄŸini paylaÅŸan o sadakat güzel insanları. Koyun saÄŸan berivanları, özledim çünkü buralarda böyle bir ÅŸey yok.
Sevgili Kastal’lılar buralarda insanlar parayı görünce deÄŸiÅŸtiler. Kimse, kimseyi tanımıyor. Riyakar oldular, iki yüzlü oldular. Yüzüne gülerler, arkadan kuyunu kazmaya çalışırlar. Üzülerek belirteyim ki eski dost insanları çok az bulabilirsiniz buralarda. GecmiÅŸte devrimci deÄŸerleri kullanarak oturum alanlar bugün kapitalizme uyum saÄŸladılar. Kendi geçmiÅŸleriyle ters düÅŸtüler bir çoÄŸu bugün malesef varlığı yokluÄŸu belli degil. İnsanoÄŸlu nankörleÅŸmiÅŸ, deyim yerinde ise eÅŸÅŸekleÅŸtiler. Malesef bu yozlaÅŸmanın önüne geçemedik.
Burası Avrupa, hani derler ya ‘‘Bazen susmak, söylenen bir söz, sözden çok daha fazlasını ifade eder.’’ Bunca yıl sustuk. Ama ÅŸunu söyleyeyim ki ‘‘Aptallar, akıllılardan pek az ÅŸey öÄŸrenirler. Ama akıllılar, aptallardan çok ÅŸey öÄŸrenir.’’ Çok ÅŸey öÄŸrendik diyebilirim. Yanında gözüküp, arkandan seni hançerleyenler kendi deÄŸerlerinden uzaklaÅŸan soysuzlaÅŸanlar, sevgiden uzaklaÅŸanlar, benliÄŸini yitirenler, bir söz var.
‘‘Mal kaybeden, bir ÅŸey kaybetmiÅŸtir.
Onurunu kaybeden bir çok ÅŸey kaybetmiÅŸtir.
Fakat cesaretini kaybeden her ÅŸeyini kaybetmiÅŸtir.’’
İşte buradaki insanların çoÄŸu cesaretini kaybetmiÅŸtir. Bir güzel sözümüz vardı. ‘‘Sevdalarımız bizim ateÅŸimizdir. Önce ateÅŸimizi yakarız, sonra o ateÅŸle kendimizi.’’
Özledim sevdalarımızı. Kavgalarımız bile mertce idi. Bakmayın Avrupa’da özgürlük var diyorlar. Yalan söylüyorlar. ‘‘İnsanlığın, olmadığı yerde özgürlükte olmaz.’’
Evet sevgili Kastal’lılar ‘‘Hayat merdivenlerini çıkarken, insanlara iyi davranalım çünkü; inerken gene aynı insanlara raslayacağız.’’ Ne üstün zeka, ne hayal gücü nede her ikisi beraber bir dahi yapmaya yetmez.
Sevgi, sevgi, sevgi....İşte bu dehanın ta kendisidir. Kusura bakmayın sevgili dostlarım birazda başınızı aÄŸrıttım. Durumumuz böyle. Sorunlarımız çok, dert çok, onun için size yazmaya ihtiyaç duydum umarım anlamışınızdır beni. Derler ya ‘‘Zorlukları karşılamanın iki yolu vardır; ya zorlukları deÄŸiÅŸtirirsiniz, ya da zorlukları çözmek için kendinizi.’’ HoÅŸça kalın.
Bir yanım KASTAL’da
Dedemin ebemim mezarlığı va mazim
Bir yanım İstanbul’da
İş için, yaÅŸamak için, ekmek için
Bir yanım uzaklarda
Asya’da, Avrupa’da gelecek için, çocuklarımız için
Savrulduk bölündük
Bölündükçe yabancılaÅŸtık
Tanımaz olduk birbirimizi
Unuttuk komşularımızı dostlarımızı
Ekmeğini beraberce paylaşanı
Ase’yi, Fate’yi,Hasan Amcayı, Ali Emmiyi
Duyulmuyor çığlıklarımız
Ses geçirmüyor kalın duvarlar
Elini açmış dua eden dedelerimiz
Ağlayan bacılarımız analarımız
Duymuyor sesimizi
Ne Ali, ne Veli, ne de Haydar
KörelmiÅŸ hislerimiz
Bilemiyoruz, göremiyoruz, duymuyoruz
Kaç kiÅŸi kaldıki
Bizi var eden topraklarımızda
Hani yeniden yaratacaktık
GüneÅŸ’i, Ay’ı, yeni bir Dünya’yı
Nerede hata yaptık.
Sorguladık mı, kendimizi, yarınımızı
Tanıdık mı, dostlarımızı
İçimizde ki yılanı, soysuzu, alçağı
Neden böyle olduk dedik mi
Bir araya gelip sorguladık mı
Sızlanıp durduk
Çare aramadık
Başkasından umut bekledik
Umudun kendimizde olduÄŸunu görmedik
Belkide geç deÄŸil
Uzat elini dostluk için, yarınlarımız için
BARIÅž AYDIN
 |